Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Işın Çelebi] - ‘Ben işçiyim, Güneş patron'

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Devlet Bakanı Işın Çelebi, Türkiye'nin ekonomi yönetimini şu sözlerle anlatıyor: "Önce Mesut Yılmaz, hükümetin patronudur. Sayın Güneş Taner de ekonominin patronu deniliyorsa odur. Benim bu konuda bir iddiam yok. Ben bu işin emekçisiyim, işçisiyim. Ben şahsen çok başarılı olmuşum ama Türkiye'nin sorunları çözülmemiş, bunun hiçbir anlamı yok."

Hem aydınlatır hem ısıtır

Diyorlar ki: Ekonomi yönetiminde patronaj kavgası var. Başbakanın ikiye böldüğü, bir bölümünü Işın Çelebi'ye, bir bölümünü Güneş Taner'e verdiği yetkiler çarpışıyor. Bürokratlar güç durumda kalıyor, hafakanlar basıyor.

Ben değil, ekonomi yazarları öyle diyor.

Hâlbuki ikisi de ışık demek sonuçta. Işık hem aydınlatır, hem ısıtmaz mı?

Öyleyse ne üşüyelim, ne karanlıkta kalalım. Görelim her nerede ve nasıl ısıtıyor ve ışıtıyorlar?

Tabii büyük patron belli; Yılmaz. Ama torba değil ki büzesin ağızları, herkes merakta küçük patron kim acaba?

Çelebi, konuştukça ışınlıyor kem gözleri: Ben işçiyim, kim istiyorsa patron o olsun. Önemli olan takım ruhu.

Bazıları yükseldikçe daha az şey bildiğini öğreniyor.

Ben değil, Işın Çelebi öyle diyor.

Özal yaşasaydı bugünkü ekonomik programı beğenir miydi?

İnanıyorum ki enflasyonu yüzde 50'ye düşürmeye dönük ciddi ve kararlı politikamızı desteklerdi. Refahyol yüzünden Türkiye 1997'nin ilk altı ayını bütçesiz geçirdi. Bütçe açığı 3 katrilyon civarında olacakken, bütün ipleri dizginledik ve açığı 2.6 katrilyonda tuttuk. Enflasyon yüzde 100'ün üzerine çıkacaktı, bütün parametreleri kontrol altına aldık. enflasyonu yüzde 85-90 aralığında tutuyoruz. 98 bütçesi de enflasyonu yüzde 50'lere indirme mantığı içinde hazırlandı.

Ama bu ayki enflasyon yüzde 89.9 çıktı.

O tüketici fiyatlarında. Biz bütçeyi yaparken toptan eşya fiyatları üzerine konuşuruz. O da yüzde 85.4 şu anda.

Tüketici fiyatları bu yıl yüzde 100'ü geçmez mi?

Geçmeyecek, o da yüzde 90 düzeyinde kalacak. Eylül okulların açıldığı bir ay olduğu için fiyatlar tırmanıyor ve sonra dengeye oturuyor.

Ekonomi yönetiminde havalar nasıl?

Çok iyi. Son üç aydır tüm teknik kadrolar çok verimli çalışıyor.

Neden gazetelere böyle yansımıyor?

Hakikaten uyumlu çalışıldı. Özellikle bürokrat arkadaşların çok fedakârca çalıştıklarının şahidiyim. Hepsine içten teşekkür ediyorum.

Madalyonun öbür yüzünde birinin ak dediğine, diğerinin kara dediği iki ekonomi patronunun kavgalarından bunalan bir bürokrat tablosu da yok mu?

Bir kere ben ekonomi patronu değilim.

Ben de tam ekonominin patronu kim diye soracaktım. Şıklarım şöyleydi: A) Çelebi, B) Taner, C) Yılmaz, D) Hiçbiri

Ekonominin patronu kim olmak istiyorsa odur. Ben ekonomi yönetiminin bir işçisiyim.

‘Başbakan patron'

Sizi elediğimize göre geriye b, c, d şıkları kaldı.

Bir kere Sayın Başbakan'ın hükümetin patronu olduğu açık. Sayın Taner de ekonominin patronu deniliyorsa odur. Benim bu konuda bir iddiam yok.

Yani siz şimdi Sayın Taner'in patronajlığı altında mı çalışıyorsunuz?

Tabii ben bu işin emekçisiyim, takım oyununa inanıyorum. Benim şahsi bir başarım söz konusu değil. Ben şahsen çok başarılı olmuşum ama Türkiye'nin sorunları çözülmemiş, bunun hiçbir anlamı yok.

Peki, patronunuz Güneş Taner nasıl bir patron?

Onu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Ben iyi niyetli bir arkadaşımız, iyi niyetli bir patron olduğu inancındayım.

Size kök söktürüyor mu?

Biz işimizi yapıyoruz.

Bu, "kök söktürmesine fırsat vermiyoruz" anlamına mı geliyor?

Hayır, biz işimizi iyi yapıyoruz. Tabii bütün patron Mesut yılmaz. Onun ötesinde biz işimizi bilerek yaparsak bir problem doğacağını sanmıyorum. Nitekim doğmadı da. 98 bütçe hazırlıkları ve 3 yıllık bir orta vadeli mali program yaptık. Bütün arkadaşlarımız arı gibi çalıştı, ağzımızı açıp tek kelime söylemedik.

Bazı ANAP'lılar dediler ki "Bu, Işın Bey'in bütçesi, Güneş Bey'in değil."

Hayır. Bu bütün maliyenin, hazinenin, planlamanın, dış ticaretin, herkesin bütçesi. Benim veya bir başka arkadaşımın kişisel başarısının önemi yok.

‘Alternatifleri sunduk'

Bu, Taner'in hiçbir itirazının olmadığı bir bütçe mi?

YPK'da elbette çok teknik tartışmalar oldu ve ben çok zor anlar yaşadım. Bütün bürokrat arkadaşlarla beraber teknik savunmasını yapmak zorundaydık. Çok iyi hazırlanmıştık: 4 alternatif sunduk. 16 katrilyonla 14 katrilyon arasında çeşitli açıkları içeren ve enflasyonu yüzde 60 ila yüzde 40 arasına indiren senaryolar. Tekrar söylüyorum. DPT'nin, Hazine'nin, Merkez Bankası'nın, hatta Ziraat Bankası'nın büyük katkısı var. Cenap Şahabettin'in bir sözü var: "Fazla mütevazı görünme sahi sanırlar" diyor. Ben tevazuu gerçek olduğu için gösteriyorum yani laf olsun diye söylemiyorum. Tabii orada birçok bakan arkadaşımızın haklı olarak her türlü soruyu sormaları gerekiyordu. Bu soruları sorarken de zaman zaman acımasız eleştiriler de bulundular.

Güneş Bey'in acımasız sorularına örnek verebilir misiniz?

Mesela biz özelleştirme gelirini bütçe dışında uttuk. Çünkü o zaman bütçe gelirlerinin vergi gelirlerini bir reforma tabi tutma ihtiyacı gözden kaçıyor. Türkiye'de bugün vergi gelirleri GSMH'nın yüzde 16'sı düzeyinde ve vergi gelirlerindeki artış, akaryakıt tüketim vergisinden, halkın sırtından benzin fiyatlarını arttırarak veya faizlerdeki stopajdan elde ediliyor. Bunlar bence doğru ve yeterli değil. Gerçek bir vergi reformunda vergi oranlarını düşürerek vergiyi tabana yaymak lazım.

‘Yeterince yetkim var'

Soru neydi?

Özelleştirme gelirlerini niçin bütçe içine almadınız? Dedik ki bu uluslar arası standartlarda yapmamız gereken doğru bir iş. Burada çok ağır eleştiri aldık.

Bu size niye ağır geldi?

Biz orada zor bir karar vermeye ve tutarlı olmaya gayret ediyoruz. Bu konuda en çok destek görmemiz gereken bir bakan arkadaşımızın, bize üslup ve tarz itibariyle çok ağır bir eleştiride bulunmuş olması önemliydi. Bir an acaba doğru yapıyor muyuz diye düşündüm. Teknisyen arkadaşlarla bir kez daha aramızda gözlerimizle konuştuk; doğru yaptığımız inancındaydık ve özelleştirme gelirlerini bütçe dışında tuttuk. Böylece özelleştirme gelirleri yatırımlarda kullanacak hale getirildi.

Yani sizin dediğiniz oldu.

Önemli olan, inandığımız bir doğruyu özgür bir biçimde tartışmamız.

Yetkileriniz, sorumluluklarınızı karşılayacak düzeyde mi?

Yeterince hem yetkim hem sorumluluğum var.

Yarın başarısız olma durumunda "yetkilerim azdı" demezsiniz değil mi?

Başarısız olma durumunda sorumluluk bize ait. Zaten Yalova'da bir sözüm yanlış anlaşıldı.

‘Hırslarım yok'

Şu, "Enflasyonu yüzde 50'ye düşüremezsem istifa ederim" lafınız. Yine benden önce davrandınız. Ben de tam " artık yoğurdu Güneş Bey gibi yemeye mi başladınız?" diyecektim.

Hayır, ben yoğurdu işbirliği anlayışı içinde yerim. Şahsi hırslarım yok. Bu anlamda kişisel bir mesele olarak görmüyorum olayı ama başarısızlık halinde sorumluluğu da üstlenmeye hazırım.

Ama "istifa ederim" demek, Tanervari bir iddia değil mi?

Ben öyle bir şey söylemedim. Yalova Ticaret ve Sanayi Odası'nda hazırladığımız programı tartışmak ve tepkileri almak istedik. Orada "Enflasyon yüzde 100'ün üzerine çıkarsa ne yaparsınız?" diye soruldu. "O zaman topluma verdikleri sözü tutmadıkları için bütün siyasetçilerin siyaseti bırakmaları gerekir. Hepimiz siyaseti o zaman bırakmak zorundu kalırız" dedim.

Hiç de yanlış anlaşılmamış. Sonuç olarak o istifa etmesi gerekenler içinde siz de varsınız.

Ama enflasyon yüzde 50'ye inmezse demedim. Enflasyon eğer bizim bugün aldığımız noktanın üstüne çıkarsa, yüzde 100 üzerine yani, bu işi başaramadığımız anlaşılır.

Yani gelecek yıl enflasyon yüzde 50'nin üstüne çıkarsa, topluca istifa etmeniz gerekmeyecek, öyle mi?

Gerekmeyecek. Amacımız enflasyonu düşüş trendine sokmak. Bunu bir iddia anlamında değil, artık bu enflasyon meselesinde hükümetlerin kararlı olması gerektiği anlamında söyledim. Yoksa bunu kişisel meselem olarak söyleyip de bir çekişmenin kaynağı haline getirmek istemiyorum.

‘Kişisel meselem yok'

Güneş Taner gibi yeterince iddianız olmadığından mı?

Benim yeterince iddiam var da, dikkatli olmak yani hükümet içinde uyum sağlamak zorundayım. Uzlaşma içinde gitmenin bir görev olduğu kanaatindeyim. Onun için kişisel meselelerim yok benim.

Ama ekonomiden birlikte sorumlusunuz. Taner'in başarı ya da başarısızlığı size de yansıyacak. Siz de bunu kişisel meseleniz yapsanız daha iyi olmaz mı?

Ben çok gerçekçi bir insanım. 1990'da enflasyon yüzde 54 olacak dedim yüzde 54 oldu.

O dönemde benim bildiğim enflasyonun yüzde 50'de kaldığı ve Güneş Bey'in tahmininde 6 puanlık bir yanılma olduğu.

Biz hep toptan eşya fiyatları üzerine konuşuyoruz, ortalama enflasyon yüzde 54 oldu. bu yıl da Eylül'de enflasyon ortalama olarak 60 düzeyinde olur dedim. 12 aylık enflasyonu yüzde 50 olarak hesapladık. Bu bir hesaba, yüzlerce insanın çalışmasına dayanıyor. Bu bir falcılık sonucu ortaya koyduğum rakam değil. İktisat tıp ve mühendislik gibi ciddi bir bilimdir. Arkadaşlarımızın bu bilimden hareketle Türkiye'nin gerçeklerini de bilerek yaptıkları birçok model arasından tespit ettikleri rakamdır.

Güneş Bey'in rakamı neydi o görüşmelerde?

O bir rakam belirtmedi. Kamuoyunda çeşitli rakamlar tartışıldı. 15'ten 40'a, 60'a kadar. Burada önemli olan nokta şu: Geçmiş yıllardan bize gelen yüzde 85-90 gibi bir enflasyon var. Bunun 1998'e yansıması olacak. Yani biz her ay enflasyonu 0 düzeyinde tutsak bile gelecek sene an az yüzde 30 oluyor minimum ki bütün fiyatları 0'da tutmak mümkün değil. onun için biz 30 enflasyona karşı 50'ye yükseltebileceğini, aylık enflasyonu 3-3.5'e düşürebileceğimizi gördük. Bunun dış ticaret dengesiyle, büyümeyle çok yakın ilgisi var ve biz enflasyonu bu bütçede bir nevi hedef değişken olarak aldık.

‘Az şey biliyormuşum'

Dediniz ki Güneş Bey orada bir rakam telaffuz etmedi. Nasıl etmez?

YPK toplantılarında etmedi. Biz 2 alternatif sunduk. Bir yüzde 60, bir de yüzde 50. dört alternatifimiz vardı: 60, 55, 50 ve 40. YPK'dan bir gün önce bunu ikiye indirdik. Orada 50'yi savunduk bütün teknisyen arkadaşlarla birlikte. Zaman zaman bu enflasyonun çok düşük olduğunu, gerçekleşme şansının olmadığını, seçime gitme riski olduğunu söylediler. Bir seçim endişesiyle hareket etmek yerine Türkiye'nin sorunlarını çözmeye dönük kararlı ve cesur bir programın uygulanması ANAP'a da seçim kazandırır diye düşündük.

Peki, yerlerinizi değiştirirsek, dış ticaret ve planlamadan sorumlu Güneş Taner, para piyasalarından siz sorumlu olsanız bugün nasıl bir tablo olurdu?

Değişen bir şey olmazdı. Ağustos başında Sayın Gazi Erçel ile birlikte çıktığımız bir televizyon konuşmam oldu. O sırada, "Enflasyon yüzde 100'ü geçer" lafı dolanıyordu, piyasalar panikteydi, faizler yüzde 120'ye çıkmıştı. Enflasyonu yüzde 85'te tutacağımızı, faizleri yüzde 110'un altına indireceğimizi söyledik. Bugün toptan eşya fiyatları itibariyle enflasyon yüzde 85.4 ve faizler de yüzde 105 düzeyinde.

Yani ekonomiyi Güneş Bey mi daha iyi biliyor, siz mi?

Siyasal Bilgiler'de iktisat mastırı yaparken, değerli hocam ve iktisat dünyasının saygın ismi, Prof. Tuncer Bulutay şunu söylüyordu: "Üniversiteyi bitirdiğimde her şeyi çok iyi biliyordum. Ama profesör olduğumda gördüm ki çok az şey biliyormuşum." Ben de hakikaten okulu bitirdiğim zamana göre bugün çok az şey biliyorum. O yüzden bir takım oyunu oynuyorum.

Bu kadar mütevazı olmanız, acaba Güneş Taner gibi en azından Türkiye'yi konvertibiliteye geçirme başarınız bile olmamasından mı?

O dönemde de birlikte bakandık. Konvertibiliteye geçiş sürecini beraberce omuzladık. Körfez krizi döneminde ekonomiyi yönetirken çok zorluklarla karşılaştık. O dönemde 3 yıla yakın bakanlık yaptım. Şimdi de yapıyorum. Şunu öğrendim. Hakikaten danışarak, akıllarımızı, bilgilerimizi bir araya getirerek doğru şeyler yapabiliriz. Hiçbirimiz tek başımıza bir şey yapamayız.

‘Yıldızım barışık'

Ama Sayın Taner Türkiye'yi konvertibiliteye kendisinin geçirdiğini söylüyor.

Bu konulardaki anılarımı siyaseti bıraktıktan sonra belki yazabilirim. Ben bütün arkadaşlarımın başarılarından gurur duyarım.

Bu yaklaşımınızı saygıyla karşılamam, ta baştan beri Güneş Bey'le yıldızlarınızın barışmadığına ilişkin yaygın görüşleri sormama engel olsun mu?

Benim yıldızım barışık. En ufak bir sorunum yok. Onun da olmaması gerekir. Ben olmadığım zaman, imza vekâlet yetkimi 3 bakana bıraktım: Güneş Taner, Cumhur Ersümer ve Yaşar Topçu.

Ama o size vekâlet bırakmadı gittiğinde.

Ben ona güveniyorum. Onun bana bırakmamış olmasına da bir şey söylemiyorum. Arkadaşlarımıza saygı duyuyorum. Bu onun takdiri. Güneş'le aramızda ciddi bir sorun yok. Bu belki aramızdaki rekabetten diyeyim çok da olumlu sonuçlar çıkıyor.

Rekabet var değil mi aranızda?

Rekabet bütün bakanlar arasında var. Herkes işini iyi yapmak istiyor.

Peki, takım ruhuna ne oldu, sizlere ömür mü?

Hayır. Bir futbol takımında oyuncuların daha iyi oynamak, işini daha iyi yapmak gibi bir rekabet içinde olması takımın performansını artırır. Bir iş yerinde de işin nasıl yapılacağına dair toplantılarda farklı görüşlerin olması, o görüşlerin bir noktaya bağlanması ve sonra herkesin ortak hareket etmesi gayet normaldir. Bu anlamda ben bu konunun olumsuz bir havaya dönüşmesinden rahatsızım.

Yeni Lira projesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda benim bir bilgim yok. Gündeme gelir ve tartışılırsa o zaman arkadaşlarla üstünde çalışırız. O bakımdan şu anda ayaküstü bir şey söyleyemem

1997 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player