Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Hannes Swoboda] - Türkiye hala somut adım atmadı

Nuriye Akman
Sabah Gazetesi

Sosyalist Grup'tan Hannes Swoboda: Türkiye'nin AB'ye yaklaşmasını istiyoruz.

"İnsanlar söyledikleri sözler yüzünden hapse atılmazlarsa, birçok konu kendi kendine çözüme kavuşur..."

Son üç yılda dört beş kez Türkiye'ye geldiniz. Bu kez hangi izlenimlerle ülkenize dönüyorsunuz?

Türkiye'de AB üyeliğini istemeyen bir kitle var. Bunların ne kadar büyük olduklarını kestiremiyorum ama etkili oldukları izlenimini veriyorlar. Ne zaman AB ile Türkiye ilişkilerinde ufak bir ilerleme olursa hemen bir olay yaratılıp bu olumlu gelişmeler adeta torpilleniyor. Yani iki adım ileri, bir adım geri gidiliyor; hatta bazen bir adım ileri iki adım geri atılıyor. Mesela bu ziyaretimizde bazı olumlu şeyler gördük, fakat hemen gezimizin ikinci gününde eski İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal tekrar hapse atıldı. Daha önce de Cumhurbaşkanı Demirel, Kürt belediye başkanlarını kabul etti, olumlu bir atmosfer yarattı. Birkaç ay sonra Demirel'in kabul ettiği üç belediye başkanı tutuklanıp hapse atıldı. Bu tutumları anlamakta güçlük çekiyoruz. Bunları kim yapıyor veya yaptırıyorsa Türkiye'ye zarar verdiği bilinmeli.

Sayın Ecevit ile görüşmeleriniz nasıl geçti?

Çok verimli. Türkiye'deki anayasal ve yasal sistemin adım adım değiştirilmesi konusunda kesin bir kararlılık gördük. Tabii ki bu konuda sabırlı olmamız ve çok yakın zamanda köklü değişiklikler beklememiz gerekiyor. Ama bizim de gerçek gelişmeler görmemiz lazım. Biz yalnızca söz ve vaatler duyuyoruz. Reformları savunan Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un fikirlerini destekliyoruz. Bütün bu konuşmalarımızda şunu açıkça belirttik ki, bütün reformlar Türkiye'nin kendi çıkarları için yapılmalıdır.

Ecevit'in "Türkiye 2004 yılında AB'ye tam üye olacak" şeklindeki tahminini ne derece gerçekçi buluyorsunuz?

AB'ye üyelik tarihi hakkında konuşmak her zaman kötüdür, çünkü bu hayal kırıklığı yaratır. Burada faydalı olabilecek tek strateji üyelik şartlarını mümkün olduğunca kısa zamanda yerine getirmeye çalışmaktır. Türkiye'ye manevi, siyasal ve finansal destek vermek ise AB'nin görevidir. Türkiye'yi ne kadar uyumlu görürsek o kadar fazla destek vereceğiz. Daha fazla demokrasi,
daha fazla özgürlük ve insan haklarına saygı, Türk halkının çıkarınadır.

Şehit ailelerini ilk kez ziyaret ettiniz. Onları ölüm cezası konusunda yumuşatmak için mi?

Türkiye'nin Güneydoğu'sunda ki acımasız savaşın kurbanlarının anneleriyle de konuşmamız konusunda çok tartışma oldu ama biz, bizimle konuşmak isteyen bütün gruplarla konuşma taraftarıyız. Türk ve Kürt kökenli ailelerin acılarını anlamak ve her şeye rağmen geleceğe bakmak zorundayız. Öç almak gerekmiyor ama geçmişten gelen düşmanlığın, nefretin ve çıkar çatışmasının üstesinden gelmemiz; yeni bir uzlaşma zemini ve işbirliği ortamı yaratmamız gerekiyor. Ölüm cezası hiçbir zaman barış dolu gelişmelerin temelini oluşturamaz; ama bunu kabullenmek de zor olabilir. Eğer reform süreci kararlı ve hızlı bir şekilde devam ettirilirse, bu durumun önce Türk halkının çıkarına olacağına, Türkiye'deki herkesi ikna etmeye çalışıyoruz.

Güneydoğu sorununun çözümüne ilişkin bir tavır değişikliği gördünüz mü?

Türk yetkililer yıllardır, Güneydoğu'daki şiddet bitmeden herhangi bir çözümün düşünülemeyeceğini belirttiler. Öcalan'ın tutuklanmasından ve şiddet eylemlerinin büyük ölçüde sona ermesinden sonra Türkiye için kaçırılmaması gereken bir fırsat penceresi açıldı. Avrupa'da herkes artık siyasetçilerin somut adımlar atmalarını bekliyordu. Ne yazık ki hâlâ bekliyoruz. İyimser bir şekilde reformları beklerken durumun daha da kötüleştiğini görmek çok kaygı verici. Resmi devlet politikası hala "Kürt sorunu" demekten bile kaçınıyor, böyle bir sorunun varlığını inkâr ediyor. Adına ne derseniz deyin, ortada bir sorun olduğunu inkâr edemezsiniz. Bu sorunu demokratik bir şekilde çözmek Türkiye'yi sadece Avrupa Birliği ile ilişkilerinde değil, kendi geleceği açısından da çok rahatlatır.

Siz Avrupa Parlamentosu olarak ne istiyorsunuz?

Anadili Türkçe olmayan ve çeşitli baskılara maruz kalan Kürtlere kültürel haklarının verilmesini istiyoruz. Yani serbestçe anadillerini kullanabilsinler, çocukları anadillerini okulda öğrenebilsin, Kürtçe televizyon veya radyo yayınları serbestçe izlenebilsin, Kürtçe kitap ve gazete yayınlanabilsin. Avrupa Parlamentosu, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün herhangi bir şekilde bozulmasına karşı olduğunu çeşitli raporlarda açık seçik ifade etti. Fakat insanların kültürel kimliklerinden dolayı kötü muamele görmelerini, hapse atılmalarını ve hatta hayatlarının tehlikeye girmesini kesinlikle kabul edemeyiz. Türkiye Cumhuriyeti, kendi vatandaşlarından korkmakla ve onları bir tehlike olarak algılamakla en büyük zararı kendine veriyor. Bu aslında Türkiye'nin kendine olan güveninin çok zayıf olduğunu gösteriyor. Kürtlerin anadillerini konuşmaları veya Kürkçe gazete ve televizyon yayınları, Türkiye Cumhuriyeti'ne ne zarar verebilir ki? Tam aksine, insanlar hayatlarını serbestçe yaşayabildikleri, dil, din, ırk nedeni ile baskı görmedikleri bir ülkeyi hangi nedenle bölmek istesinler ki? Çeşitli kültürlere ait insanlar düşüncelerini ve inançlarını serbest bir şekilde kendi anadillerinde ifade ederlerse Türkiye Cumhuriyeti yıkılır mı? Bence kendine güvenen bir Türkiye, Kürt sorununu da, irtica tehlikesini de, ekonomik sorunlarını da çözecek güçtedir. Yeter ki bunu istesin. Zaten AB üyeliğine doğru giden yol da bu sorunların çözümünden geçer.

Devlet-Kürt diyalogu mu öneriyorsunuz?

Kürtlerle diyalog konusunda her iki tarafa da görev düşüyor. Kürtleri kim temsil edebilir diye sorarsanız, ortada bir demokratik parti var: HADEP. Seçimlere katılıyor, siyaset yapıyor ve özellikle Güneydoğu'da çok sayıda oy alıyor. Fakat Türk devleti bunların temsilcilerini her konuda engelliyor, hapse atıyor, partiyi kapatmakla tehdit ediyor. Yani sakinleşebilecek ortamın radikalleşmesi için elinden geleni yapan devlet temsilcileri var. Sonuçta Türk devletine kiminle diyaloga girmesini söylemek bize düşmez. Sivil toplum örgütleriyle, partilerle; kısacası kiminle olursa olsun, samimi bir diyalog başlatmanın zamanı çoktan geldi. Türkiye'nin resmi temsilcilerinin dediği gibi "Türkiye'de çeşitli etnik kökenlere sahip Türkler var" ve bunların içinde önkoşulsuz bir diyaloga hazır olan doktordan avukata, siyasetçiden sanatçıya kadar her sosyal kesimden birçok insan bulunuyor. Bu insanlarla diyalog başlatılmalı. Konuşmadan bir yere varılamaz. Ama insanlara konuşma fırsatı ve ifade özgürlüğü tanımak şartıyla, yani söyleyeceği bir şey yüzünden hapse atılmak korkusu olmadan.

Türkiye ile ilgili bugün yeni bir insan hakları raporu daha hazırlasanız, olumlu mu olurdu, olumsuz mu?

Olumlu gelişmeler olduğu gibi ne yazık ki olumsuz gelişmeler de gördük son bir buçuk senede. DGM'den asker hâkimin çıkartılması olumlu bir nokta. Buna karşılık ölüm cezasının hala yürürlükte olması demokratik bir ülke için bir kara leke. Türkiye'de bazı kesimler AB'nin bu idam cezasını kaldırma isteğini, sanki Öcalan'ı kurtarmak için yapılan bir davranış gibi göstermeye çalışıyor. Maalesef birçok insan da buna inanmaya hazır. Hâlbuki bunun Öcalan'la en ufak bir alakası yok. Biz yıllardır bütün dünyada idam cezasının kalkması için uğraşıyoruz. ABD'yi de bu konuda her zaman eleştiriyoruz. AB'ye üye olmak isteyen her ülke idam cezasını kaldırmak zorundadır. 13 aday ülke arasında idam cezasının halen yürürlükte olduğu tek ülke Türkiye. Ayrıca ifade özgürlüğünün kısıtlanması, insanların düşünceleri yüzünden hapse atılmaları, televizyonların, gazetelerin kapatılmaları, yazar ve gazetecilerin baskı altında tutulmaları, bunlar hepsi demokrasi ve insan hakları açısından Türkiye'ye kötü bir görüntü veriyor.

Anlaşılan fazla olumlu bir yön bulamıyorsunuz...

Gönül isterdi ki bulabileyim. Amacımız Türkiye'yi tenkit değil, AB'ye daha çabuk yaklaşmasına yardımcı olmak. Türkiye, Avrupa Parlamentosu'nu düşman olarak görmemeli. Biz sadece AB'ye üye olmak isteyen ülkelerin her konuda AB standartlarına uygun olmalarını istiyoruz. Türkiye, özellikle insan hakları ve demokrasi konusunda ciddi eksiklikleri olan bir ülke. MGK'nın Türk siyaseti içindeki rolü, Avrupa Birliği'ne tartışılan ve tenkit edilen bir konu. MGK'da son sözün ordu temsilcisinde olduğu açıkça biliniyor. Demokratik bakış açısından, bir ülkenin ordusunun o ülkenin siyasetine hâkim olması veya sadece önemli bir faktör olması dahi kabul edilemez. MGK hem hükümetten hem de cumhurbaşkanından daha yüksek, daha önemli bir kurum olmuş.

Türk ordusunun, Türkiye Cumhuriyeti ve halkı için ne kadar değerli olduğunun bilincinde misiniz?

Evet. Laik devleti korumakta çok önemli bir rol üstlendiğini de anlıyorum. Türkiye'de birçok siyasal kurumun sürekli prestij kaybettiği bir dönemde, Türk halkının orduyu tek güvenilir kurum olarak görmesi, ordu için ne kadar gurur verici olsa da, demokrasi açısından üzüntü verici bir durum. Çünkü güçlü ve güvenilir bir demokraside halk, devletin her kurumuna aynı derecede güven duyduğu gibi orduyu da laik devleti ortadan kaldırmak isteyenlere ödün vermeksizin karşı koyan tek kurum olarak algılamak zorunda kalmaz. Ne yazık ki Türkiye bu demokratik seviyeye henüz ulaşabilmiş değil. bu seferki gezimizde bu konuda sevindirici gelişmeler gördüm. Anladığım kadarıyla MGK'nın rolünü yeniden belirlemek üzere düşünceler ve tartışmalar var. Buna göre MGK ileride bir nevi "danışman" olarak siyasi iktidara destek fonksiyonu görecek. Fakat kesinlikle iktidarın yerini alacak bir kurum olarak kalmayacak. Umarım bu yolda kısa zamanda ilerleme olur.

12 yıl önce rapor yazdı

Hafta içinde, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup, İspanyol Enrique Baron Crespo başkanlığında Türkiye'yi ziyaret etti. Heyette Crespo'nun yanı sıra Avusturyalı Hannes Swoboda ve İsveçli Pierre Shori ve Yunan asıllı Alman milletvekili Jannis Sakellariou da bulunuyordu. Hükümet, insan hakları dernekleri temsilcileri ve TÜSİAD'a yaptıkları görüşmeler dışında, " kardeş" partileri CHP'yi de ziyaret eden Sosyalist Grup, bir ilki de gerçekleştirerek İstanbul''da İsveç Başkonsolosluğu'nda şehit analarını ziyaret etti. 1988'de Türkiye hakkında yazdığı insan hakları raporuyla tanınan Swoboda, izlenimlerini anlattı.

2000 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player