[Sadi Somuncuoğlu] - ‘Türkeş tam demokrattı’
Sadi Somuncuoğlu’nun soyu, Somuncubaba olarak bilinen Bursalı Şeyh Hamidi Veli’ye dayanıyor. Bu 600 yıllık geçmişin, kendisine, ahlak ve erdemin vazgeçilmezliği telkinleriyle yansıdığına inanıyor. Meclis’te ona saldıranlar hala özür dilemese de, karşılaşınca ellerini sıkmakta tereddüt etmemiş. Partiden ihraç edildikten sonra bağımsız kalacak. Ama parti kurmama sözü vermiyor.
Cumhurbaşkanlığı adaylığı nedeniyle MHP’den dışlanan Somuncuoğlu: ‘Bu töresizliktir’
Somuncubaba sülalesinden gelmek sizi kavgacı olmaktan korudu mu?
Evet, ömrümde ilkokul hayatım ve 12 Eylül dönemi dâhil kimseyle yumruk yumruğa kavga etmedim.
O döneme ilişkin yargılandığınızda iddianameler tam tersini söylüyordu. Gençler arasında kargaşa çıkardığınız, bir solcunun vurulmasını azmettirdiğiniz gibi. Gerçi aklandınız…
Benim bilim olmadan açılan bu davanın hâkimi iddiaların asılsız olduğuna karar vermiş, bu karar kesinleşmiş. Bizim MHP davası açılıp da çeşitli mahkemelerde biriken dosyalar bir arada toplanınca, orada gördüm beraat ettiğimi.
Silah taşıyor musunuz?
Ruhsatlı silahım var ama üzerimde hiç taşımadım.
Neden birçok MHP milletvekili silahlarıyla geliyor meclise?
Herhalde silahlı dolaşmayı kendilerine bir güç izafesi olarak düşünüyorlar. Bir takım problemleri çözemedikleri zaman akıllarına güç kullanmak geliyor. Bir kısım arkadaşlarda bir suç işleme potansiyeli olabilir.
Bunu anlamanız için size saldırması mı lazımdı?
Parti içinde şiddeti, bir çözüm aracı gibi görenler olduğunu bana bu saldırı olduğu için anlamış değilim. Böyle bir kanaatim vardı zaten.
Neden bu kanaati paylaşmadınız toplumla?
Ne yapacaksınız? Ortaya çıkmış bir şey yoktu.
Saldırganların cezalandırılmamasından, olayı Genel Merkez’in istediği sonucunu mu çıkarttınız?
İşin en acı tarafı burası. Suçluları
savunmak suretiyle suçu partiye mal ettiler ki, kamu vicdanında bunun
savunulması zordur.
Savcılık saldırıya
katılan altı milletvekili için suç duyurusunda bulundu. Partinizin tavrı
ne olur?
Dokunulmazlığın kaldırılması için savcılık talebi komisyonlara gelince orada da bu şahısları savunmaya kalkarlarsa, kamu vicdanında yeniden yargılanırlar. Milyonlarca kişi bunları seyretti. Eli silahlı insanlar makamlarında yine oturursa, bunlar devlet adamı olabilir mi, devlet işleri bu insanlara emanet edilebilir mi diye halk bir yargılama yapar.
İhraç edilirseniz ne yapacaksınız?
Bağımsız kalacağım.
Başka bir parti kuracak mısınız?
Hiç bilmiyorum. Türkiye’nin şartlarına bağlı.
Hangi şartlar sizi parti kurmaya itebilir?
Parlamentodaki gelişmeler ile milliyetçi camiadaki talepler, ihtiyaçlar beni bu konuda düşündürür.
Sizi şimdi ANAP’a çağırıyorlar mı?
Bana böyle bir istek ulaşmadı. Böyle düşüncelerin olduğunu söyleyenler var.
MHP, başkanlık divanı ve parti gruplarında milletvekillerinin özgürce fikirlerini dile getirdikleri bir parti mi?
Bir yıl oldu çalışmaya başlayalı. Hiçbir konuda, hiçbir müzakere yapılmadı ve hiçbir karar alınmadı Meclis grubunda.
Alparslan Türkeş zamanında da böyle değil miydi?
1967-80 arasında rahmetli Türkeş’le beraber oldum. Asla böyle değildi. Başkanlık Divanı, Genel İdare Kurulu muntazam toplanır. Muntazam dağıtılır. Başından sonuna kadar müzakere yapılır ve oylanır. Alparslan Türkeş de görüş bildirmeyen, toplantıyı yöneten ve herkesin fikrini oraya çıkarabilmesi için ortamı müsait hale getiren kişiydi. Dışarıdan bu tamamen tersine bilinir. Ama tam bir demokrat partiydi.
MHP şimdi demokrat bir parti değilse, neden “bu gerçeği” bir tek siz görüyorsunuz; neden başkaları yok?
Ben, tabii 80 öncesini biliyorum. O günlerde parti yönetiminde olup da bugün başkanlık divanında ve meclis grubunda olan başka kimse yok.
Peki ama başka milletvekili arkadaşlarınız var o günlerden. Niye kimse “Bu nasıl parti? Düşüncelerimizi ifade edemiyoruz” diye itiraz etmiyor?
Kendilerine sormak lazım. 80 sonrasında rahmetli Türkeş, 80 öncesindeki usulü uygulamamış. Bana söylenen o.
Yani Türkeş, 80 sonrasında birdenbire anti demokrat oldu, ondan sonra gelenler de “Başbuğun herhalde bir bildiği var” diye aynen onu takip mi ettiler?
80 sonrasında ben bulunmadım. Ancak böyle nakilleri dinledim. Kendisiyle birlikte çalışanlar da ona göre yetişmiş ve bu tarzı doğru kabul etmiş olabilirler. 80 sonrası parti yöneticileri genç ve tecrübesiz kişilerdi. Demokratik usuller nedir bilmiyorlardı.
Ama değişen Türkeş, dediniz.
İnsanlar razı olursa değişir, razı olmazsa değişemez.
MHP asker ruhlu bir parti mi?
Disipline meraklı bir parti. Ama bu, kişileri bağlı bir disiplin. Demokraside kişiler, organların üstünde değildir. Sağlıklı olan disiplin, bu kurulların işlemesidir. Benim itirazım, kurullar adına şahısların karar vermesi.
Şefkat Çetin diyor ki “Töreyi çiğneyenin MHP üniformasını taşımaya hakkı yoktur.” MHP’lilerin neden üniforma giymesi gerekiyor?
Demek ki kavramları askeri literatürden seçmeyi uygun görüyor bu arkadaşımız.
“Davadan döneni vurun” anlayışını hayatınız boyunca hiç eleştirdiniz mi?
Tabii kelimelere çıplak olarak bakılırsa kabul edilmeyecek bir şey ama bu, hizmet azmini, iradesini ifade için kullanılmıştır. Böyle anladığım için üzerine bir yorum yapmadım.
Başınıza gelen son olaylardan sonra, bu ibarenin insanların şuuraltılarını nasıl etkilediğini görüp, keşke zamanında biraz daha düşünseymişim demiyor musunuz?
Türkeş Bey’in bir konuşmasından almış onu gençler. Kitaplara falan basmışlar. Partinin politikasında kullanılan bir cümle değil. Başımıza gelen olayların bununla şuuraltı bir ilgisi olup olmadığını araştırmak lazım.
Töre Dergisi’nin isim babasısınız. Verdiğin adın daha sonra kurbanı olacağınız aklınıza gelir miydi?
O adın bir kabahati yok. Yapılanlar töresizliktir, töre değil.
O zamanlar akademik bir dergiydi. Neden Bahçeli’nin yazıları yoktu arada?
Demek ki yazı yazmamış. Tanışmıyorduk zaten. 80 öncesinde bizim partide ve yayın organlarımızda yer alan bir arkadaşımız değil. 1987’de MÇP’ye girdi. 97’ye kadar 10 yıllık bir tecrübesi var.
Liderlik için yetersiz mi diyorsunuz?
Bir değerlendirme yapmıyorum.
Eylül’de ona rakip misiniz?
Genel Başkanlık yarışına girme niyetim yok.
Sizi Türkeş’e ihanetle suçladıklarında “Bizim partide ihanet kelimesi su içmek kadar kolay kullanılır” dediniz.
Evet, dedim… Çünkü her canı sıkılan bunu zaman zaman kullanır.
Peki, buna neden hiç itiraz etmediniz?
Ne yapabilirsiniz; ancak onun yanlış olduğunu söyleyebilirsiniz. Ben de onu hep söyledim. Partililere bir takım eğitimler veriliyor ve ilginç telkinlerde bulunuluyor: “Ülkücü, tespihi işlevinde kullanır. Cep telefonu açık her makama girmez. Çiçek taşımaktan korkmaz. Silahtan güç almaz.”
Ülkücüler silah taşımaktan korkan, silahtan güç alan, yerli yersiz tespih çeken, cep telefonu açık makamlara giren bir topluluk mu?
Bunlar görgü kuralları. MHP de kendi mensuplarına iyi bir profil çizmeye çalışıyor.
Hiçbir partide böyle görgü eğitimi yok. Eğitimcilik de yaptınız. Böyle şeyler söylediniz mi insanlara?
1967’den itibaren bütün üniversite gençliğini içine alan ders programlarımız oldu. Böyle bir ders hiç yer almadı. Şimdi gençlerden bir takım şikâyetler geliyor olmalı ki onları böyle bir eğitime tabi tutma ihtiyacı duymuşlar. Ama mesela eşe çiçek götürmenin ülkücülükle bağdaştırılması bir işgüzarlık.
Ülkü Ocakları’nın çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?
Hiçbir bilgim yok.
Sizi uzak mı tutmaya çalışıyorlar?
Yani bugünkü yönetim kademesinde olan gençlerle bir münasebetimiz olmadı.
Partide de baştan beri size mesafeli mi davranılıyor?
Tabii biz 80 öncesinden geliyoruz. Parti kapatıldıktan sonra araya 17 senelik mesafe girdi. 1997’de partiye yeniden girdiğimde yeni bünyeyi tanımak, intibak etmek, onlarla diyalog kurabilmek, aynı dilden konuşabilmek kolay olmuyor. Kendiliğinden de mesafeler teşekkül ediyor.
Bakan olmanıza rağmen partinin bir parçası olamayışınızın asıl nedeni ne?
Ben demokratik ölçülerini ortaya koyan bir insanım. Bu, aynı ölçüleri benimseyenler için itici bir faktör. 80 sonrası Türkiye’nin motifleri, benim şuurumda ve hayatımda pek itibarlı olamadı.
Yani Enis Öksüz’ün aksine siz “MHP ve Ülkü Ocakları, içindeki çakalları hâlâ temizlemedi” diye mi düşünüyorsunuz?
Yeni dönemde parti ve Ülkü Ocakları bünyesinde gözle görülebilir bir tadilat olduğuna dair bilgim yok. Ben demokrasinin ciddiye alınmasından yanayım. Biz bunu işletebilirsek Türkiye için bir şeyler yapmış olabiliriz. Aksi takdirde bir yere gidemeyiz.
Sizin gibi düşünen kaç kişi var MHP’de?
Bir sürü. Ama dağınık ve tek tek hareket ediyorlar.
Rahmetli Türkeş’le Sayın Bahçeli ne kadar benziyorlar birbirlerine?
Bir mukayese yapmak istemem.
Bahçeli dönemini MHP’de “asr-ı saadet” olarak değerlendirenler var.
Daha hiçbir şey belli değil. İşin başındayız. MHP henüz deneyimden geçmedi. Bir partinin bir deneyimden geçmesi için bir yıl yetmez. Bir parti TBMM’ye çok sayıda milletvekili getirebilir. Bu, benim için yeterli değildir. Benim için o partiye güç veren ahlaki, fikri değerler ve o partinin Türkiye adına ortaya koyduğu projeler bahsinde göstereceği başarıdır.
Bir yıldır Apo’dan Çin’le ilişkilere kadar eleştirdiğiniz pek çok uygulama, yeterli bir deneyim değil mi?
MHP henüz kendi kimliği ile ilgili konularda herhangi bir sorumluluk yüklenmedi. Koalisyon içinde ise kimliğinden hep fedakârlık yaptı.
MHP’li belediyelere Toplu Konut’tan kredi vermediğiniz için eleştir aldınız mı?
Bunlar devletin, milletin kurumları. Kendi kuralları içerisinde herkese kredi verilir. Hak edişlerini alamayanlar olmuş. Çünkü kaynak bittiğinden, 98 Kasımından itibaren ödeme yapılamıyordu. Biz Haziran 99’da iş başına geldik. Fakat kaynak yok. Çok az kredi geri dönüşleri var. Ödemeleri sırayla yaptık. Bana MHP belediyelerinden veya MHP’li müteahhitlerden, “Çok sıkışık vaziyetteyiz; bize öncelikle ödeme yapın” diye müracaatlar oldu. Ben de sırayı asla bozmadım.
İhaleleri, mafyanın işe karıştığı bilgisi size ulaşınca iptal ettiniz. Kim bu mafya?
İsimlendirmek doğru olmaz. Zaten böyle bilgilerin ispatı da çok güç.
Emlakbank’a borcu ola MHP milletvekilleri kimler?
Bilmiyorum. Binlerce insan var. Problem çıkmayınca kimlerin kredi kullandığını bilmeye ihtiyaç da yok. Ama bizim milletvekillerinden a firması b firması c firması için aracı olanlar oldu. Ben onlara bankanın kuralı neyse onu söyledim.
Bunlar bir rahatsızlık yarattı mı?
Talepleri olmazsa tabii zaman içinde birikim yapar.
Emlakbank’taki soygunu bütün boyutlarıyla neden deşifre etmiyorsunuz?
Ben yolsuzluğu önlerim. Yargıya gidecek nitelikte delil yoksa isimleri telaffuz edemem.
Şimdi soygunu önleme görevine Tunca Toskay vekâlet ediyor. İşlerin durumu ne olur?
O geçici. Yeni görev alacak bakan arkadaşımız bizim benimsediğimiz yolu mu izler, yoksa farklı bir boyutta mı takip eder, bilemem.
Sizin mücadele yöntemleriniz partiniz tarafından benimsendiğine göre, şimdi yeni bakan der mi ki, “Somuncuoğlu böyle yapmış, başına bu gelmiş. Ben de böyle yapsam benim de başıma bu gelecek”?
Eğer yolsuzluklarla mücadelede kararlıysa, onu hiç dikkate almaz ama endişeler, korkular içerisinde veya makamına büyük önem veren birisi ise, belki çekinir.
Vatanı tereddütsüz kurtaran bir tek siz misiniz yani.
İşte herkes çıkamıyor ortaya. Öyle düşünüyorlar da kalkıp doğrusunu söyleyemiyorlar. Ben söylüyorum.
Siz niye korkmuyorsunuz?
Bu bir inanç ve mizaç meselesi. Herkes aynı olmuyor. Ben milletime hizmeti iman meselesi sayan bir felsefenin insanıyım. Ancak şimdiki milletvekillerimiz yeni geldiler Meclis’e. Biz milattan önce de vardık şimdi de varız.
Siz dinozor musunuz?
Öyle de olabilir. Neslimiz tükenmiş çünkü.
MHP’yi demokrat yapmaya tek başınıza gücünüz yeter mi?
İster yetsin ister yetmesin; ben doğru bildiğimi savunuyorum.
Saldırıya katılan milletvekili arkadaşlarınız özür diledi mi sizden?
Hiçbiri dilemedi.
Karşılaştığınızda birbirinizi görmezden mi geliyorsunuz?
Hiç karşılaşmadık. Geçen gün Meclis’te o çirkin olayda yer alanlardan birisi vardı. Başkalarıyla el sıkışırken onu atlamadım, onun da elini sıktım. O zor verdi velini bana. Versin mi vermesin mi tereddüt etti.