[Müşfika Avcı – Şehit Annesi] -
Nasıl oldu da böyle karşı karşıya geldik?
Röportaj: Nuriye Akman
16 Şubat 2006, Perşembe
Müşfika ana 60 yaşında. 5 çocuk doğurdu. Lezgin, üç kızdan sonra gelen ilk oğlan olduğu için ona Keko derdi.
Herkesten çok sevildiğini, ailede apayrı bir yeri olduğunu ifade ediyordu bu söz. Keko'nun Doğubeyazıt'ta şehit olduğu haberi gece yarısı geldi, aylardan Ramazan'dı. Yağmur yağıyordu. 14 yıl geçse de bazı şeyler unutulmadı. 9 ay sonra oğlunun acısına dayanamayan kocasını kaybetti. Gece bekçisi olan şehit babası kusarak vefat etmişti. Taziyelerine gelen insanlara verecek bir bardak çayları dahi yoktu. Çok zor günler yaşadı.
Müşfika ana batıdaki şehit ailelerinin doğudakilere göre daha iyi organize olduğuna inanıyor. Bir şehit anası olarak bayramdan bayrama değil, oğlunun bayrağa sarılı olarak geldiği ilk günkü gibi sürekli hatırlanmak, bir ihtiyacı olup olmadığının sorulmasını istiyor. "Batıda şehit çocuklarına okul yardımı yapılıyor. Dershaneye, özel okullara gönderiliyor. Bize de hiç olmazsa böyle bir yardım olsa. Mesela bizde âdettir, Ramazan'da Kur'an-ı Kerim'i hatim indiriyoruz oğlumuz için. Bu sırada bir sürü masrafımız oluyor. En azından bir kısmı karşılanabilseydi." diyor. Şehit oğlundan üç ayda bir, 1 milyar 400 milyon lira civarında bir maaş bağlanmış. Fakat bu para oğlunun eşi yeniden evlendikten (yedi yıl) sonra kendisine aktarılmış. Şimdi ilişkilerinin kesildiği gelinine verilen konut kredisinin kendisine de verilmesini istiyor. Eski gelini için "Bize karşı bir saygısızlığı olmamıştır. Neticede gençti. Hakkı vardı yeniden evlenmeye" diye konuşuyor ve şöyle devam ediyor:
"Benim ciğerim paralandı kurban. Tamam, onun eşi de üzülmüştür; ama asla bir anne ciğeri gibi yanmamıştır. Dokuz ay karnında taşıyan, cefasını çeken benim; fakat devlet bütün imkânları karısına vermiştir. Bak mecburen belediyede çalışan diğer oğlumun evinde kalıyorum ana kurban. Onun çoluk çocuğu küçüktür, hiç huzuru yoktur. Ben ayrılmak istiyorum, ama imkânım yoktur. Kim bilir benim durumumda olan ne çok şehit anası vardır kurban. Devletimiz bize de el ataydı kurban. Haksızsam haksız de ana kurban."
Şehit analarının çektiği maddî sıkıntıya yetkililerin dikkatini çekmekten başka ne yapabilirim? Müşfika anadan da diğerlerine yönelttiğim soruların cevabını almalıyım. Evlatları PKK mensubu olarak ölen ve onlardan şehit diye söz eden diğer analarla ilgili ne düşünüyor?
"Kimin şehit olduğunu Allah bilir ana kurban. Benim oğlum şehit olunca muazzam bir tören yapıldı. Biz oğlumuzu bayrağa sarıp öyle toprağa verdik. Biz nasıl merasim yapıyorsak, onların çocukları da öldüğünde merasim yapıyorlar. Ben onlara yapmayın diyemem. O anaların yüreği daha çok ağlıyor. Çünkü oğullarının cenazesini göremiyorlar bile. Ben her cuma oğlumun kabri başında Fatiha okuyorum. Ama onların mezarı yok, toprağı da görmüyorlar, Allah kimseye göstermesin ana kurban. Allah onlara da sabır versin. İster dağda ölsün, ister askerde şehit olsun evladımız, acımız aynıdır. Bir oğlu askerde bir oğlu dağda analar var, birbirlerini vuruyorlar. Allah buna sebep olanların belasını versin. Fakir çocukları kandırıyorlar, dağa gönderiyorlar. Halbuki biz hep malımıza, vatanımıza, namusumuza kasteden düşmana karşı omuz omuza savaşmışız. Nasıl oldu da biz böyle karşı karşıya geldik bilmiyorum kurban."
Müşfika anaya "Peki o anneler sizi ziyarete gelse kabul eder miydiniz?" diye soruyorum. "Başım gözüm üstüne. Yeter ki bizi daha da dağlayacak bir laf etmesinler" diye cevap veriyor.