Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

[Heprize Işıkçı – Şehit Annesi]
Şehidimi rüyamda evlenmiş gördüm

Röportaj: Nuriye Akman

16 Şubat 2006, Perşembe

Heprize ana oğlunu toprağa vereli dört yıl oldu. Şehit Mahmut yaşasaydı temmuzun 10'unda 24 yaşında olacaktı. Şimdi 5 kızı, iki oğlu var. Şehidinden sonra bir oğlu daha oldu. Onu Mahmut'un yerine doğurdu. Adını Süleyman koydu. Aynı Mahmut'a benziyordu. Göz aynı, burun aynı, saç aynıydı...

Mahmut kaza kurşunuyla ölmüştü. Uyurken silahıyla oynayan kendi arkadaşı yanlışlıkla vurmuştu. Batman'ın Derence köyünde olmuştu bu olay. Heprize ana ve beyi bu hikâyeye hiçbir zaman inanmadı. Mahkeme oldu. Oğullarını vuran asker arkadaşına bir ceza vermediler. O da hastanede yattı. Psikolojisi bozulmuştu.

Heprize ana, evlat acısını nasıl yaşadığını şöyle anlattı: "Oğlum askerden önce kaynakçılık yapıyordu. Bir sevgilisi vardı, komşuyduk. Dama çıktığımız zaman birbirimizi görüyorduk. Her şeylerini hazırlatmıştım. Tezkereden sonra evleneceklerdi. Şehit olduktan sonra o kızı görmeye dayanamam diye evi sattım. Yedi çocuk anasıyım. Ben her zaman kendimi bir kız gibi görürdüm. Ama ben artık yüz yaşında bir kadınım, kırk iki yaşında değilim. Hiçbir şeyden zevk alamaz hale geldim. Yemeklerden bile tat alamıyorum. Mahmut'umun doğduğu günden öldüğü güne kadar her ânını hatırlıyorum. Sağken hiç aklıma gelmiyordu o görüntüler. Şimdi akın akın geliyorlar. Hep ondan bahsediyorum ki içim biraz sönsün. Beyim dayanamıyor ondan konuşulmasına. Diğer oğlum Kadri dinliyor beni. Diyor haydi ana ondan bahsedelim. Diyor şimdi benim ağabeyim olsaydı neler yapardık. Diyor şimdi burada olsaydı benim derslerime yardımcı olacaktı. Şöyle yapacaktık, böyle yapacaktık. Hayatımız daha güzel olurdu. Birlikte ağlaşıyoruz."

Heprize ana rüyasında şehidini görüyor bazen. Mahmut evlenmiş, karısını ve çocuklarını ona el öptürmeye getiriyor. Onlara sarılıp öpüyor. Oğlu "Benim için ağlama ana. Yerim hoş, yerimi dar etme bana." diyor. Ölmeden dört gün önce askerde onu ziyaret ettiği gün hiç aklından çıkmıyor. Tıpkı rüyadaki gibi sarılıp öpüşmüşler, birlikte yemek yemişlerdi. Ayrılırken oğlunun gözlerinden yaşlar inmişti. Geri dönüp boynuna sarılmıştı Heprize ana.

Sonrasını kendisinden dinleyelim: "Askerde çok güzel olmuştu. Şaka yaptım, ben sana çok güzel bakıyordum. Sen niye evde şişmanlamıyordun, bak burada ne güzel olmuşsun dedim. Benim nazarım mı değdi acaba? Oğlumu toprağa vermeden önce son kez gördüm. Gözü açıktı, gülüyordu. Çok güzel kokuyordu. Hâlâ o koku benim burnumdadır. Her perşembe günü, yağmur da olsa kar da olsa oğlumun mezarına gidiyorum. Gitmezsem hasta oluyorum. Mesela dağdakiler de çok vefat etmiştir. Analarını babalarını bazen mezarlıkta görüyorum. Herkes kendi mezarının üstüne kapanıp ağlıyor. Onlar da beni görüyor ama konuşmuyoruz. Çünkü o acılıdır, ben acılıyım. O söylüyor, ben ağlıyorum. Ben söylüyorum, o ağlıyor. Artık daha yürek kaldırmıyor."

Görüldüğü gibi bütün analar üç aşağı beş yukarı benzer şeyleri düşünüyorlar. Birbirlerinin acılarını küçümsemiyorlar. Analar kucaklaşmaya hazır, öyleyse oğulların düşmanlığını gidermek boynumuzun borcu. Sadece kendi çocuklarımızın değil komşumuzun çocuklarının mezarına da kapanıp ağlayabilseydik keşke...

2006 Yılı Röportajlar

Get Adobe Flash player