* 03.01.2010 Star Gazetesi
İki ay önce Üsküdar’da açılan Nuriye Akman İletişim Atölyesi’nde farklı meslek ve yaş gruplarından birçok kişiye iletişim konusunda eğitim veriliyor. 25 yıllık deneyimini aktarmaya çalışan Nuriye Akman röportajcının iyi beslenmesi gerektiğini, bunun için de bestseller okumanın yetmeyeceğini söylüyor.
Üsküdar Fıstıkağacı’nda daracık sokakların arasından Boğaz’a doğru inerken şirin, küçük ama bir o kadar da sizi içine çeken bir atölye çarpıyor gözünüze. Kapıdan içeri girdiğinizde yeni demlenmiş sıcacık bir çay ile poğaça ve simitlerin kokusu karşılıyor önce sizi. Burası yaklaşık iki ay önce açılan Nuriye Akman İletişim Atölyesi. 10-12 kişilik gruplara eğitim verilen atölyede 25 yılı aşan deneyimini öğrencileriyle paylaşan Nuriye Akman, etkileşimli bir öğrenim modeli sunuyor. Atölyede her hafta iki saat boyunca izlenen filmler, okunan kitaplar ya da gazetelerdeki haberler tartışılıyor.
TERAPİ GİBİ BİR EĞİTİM
Öğrencilerden üst düzey şirket çalışanlarına, medya mensuplarına kadar farklı alandan pek çok kişiyi atölyede buluşturan Akman şunları anlatıyor: “İletişim alanında bir birikimim olduğunu ve bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Çünkü iletişim becerisi mutluluğun güvencesi. O yüzden eğitimleri anlamaya ve anlaşılmaya yönelik kurguladım. Farkındalık yaratmaya çalışıyorum. Konuştuklarımız bir ders havasında değil eğlenceli bir terapi sohbeti gibi geçiyor.” İyi bir röportaj yapmanın püf noktalarını da anlatan Akman bunun için öncelikle insanın kendisini iyi beslemesi gerektiğini vurguluyor: “Beynimizi bestseller’larla, çöplerle değil, iyi Türkçe ile yazılmış ya da iyi çevirisi yapılmış kitaplarla beslemeliyiz. Ne renk bir söyleşi yapılacağının bilinmesi lazım. Daha önceki söyleşiler okunmalı ve aynı sorular sorulmamalı.” Aylık ücreti 250 TL olan atölyede ayrıca Suna Okur diksiyon, şair-yazar Ali Ural yazı ve şiir, İpet Altınay halkla ilişkiler, Serhat Özşen fotoğraf teknikleri, görsel yönetmen Fevzi Yazıcı iletişim tasarımı dersleri veriyor.
Burada çekingenliğimi attım
Yirmi beş yaşındaki haber editörü Fatih Kizir, atölyeye kendini geliştirmek ve konuşma tekniklerini daha iyi öğrenmek için geldiğini söylüyor: “Nasıl röportaj yapılır, insanlara nasıl davranılır burada öğreniyoruz. Kursa katıldığımdan beri daha sosyalim ve üzerimdeki çekingenliği attım.” Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi Büşra Böcü ise röportajcı gazeteci olmayı hedeflediğini ve bu yüzden atölyeye katıldığını anlatıyor: “Gazeteci olmak insanın kendisini yetiştirmesini gerektiriyor. Amatör olduğum için hayata nasıl farklı bakılacağını burada öğreniyorum. Kişisel gelişim ağırlıklı filmler izleyip, kitaplar okuyoruz. Dolayısıyla dersler de çok eğlenceli geçiyor.”
* 11.10.2009 Akşam Gazetesi Pazar Eki: "Edep Yahu Nuriye!"
'Edep Ya Hu Nuriye!'
Bir zamanların sert gazetecisi, gerilimli röportajlara imza atan Nuriye Akman, kendi adını taşıyan bir iletişim atölyesi açtı. Bilgilerini öğrencileriyle paylaşan Akman, kendindeki değişimi, 'Hayattan ne alabilirim diye değil, hayata ne verebilirim diye bakıyorum. Kendimi edebe davet ediyor; 'edep Ya Hu Nuriye' diyorum' sözleriyle ifade ediyor.
Gazeteci-yazar Nuriye Akman, yıllardır başka kurumların çatısı altında verdiği eğitimleri şimdi kendi İletişim Atölyesi'ni kurarak vermeye başladı. Bu vesileyle görüştüğümüz Nuriye Akman'la gazeteciliğin yakın tarihini anlamaya dönük bir sohbet gerçekleştirdik. Önce arşivci, ardından sekreter olarak çalıştığı gazetelerin en parlak ve yırtıcı röportajcısı olan Nuriye Akman, röportajlarına Zaman Gazetesi'nde devam ediyor ve bugün artık bambaşka biri. Geçmişte söylediği birçok şeyi açık yüreklilikle eleştiren Akman, gazeteciliğin bu çok kutuplu ülkede uzlaştırıcı ve birleştirici bir dili olması gerektiğini savunuyor.
- Kimler katılıyor atölyenizdeki çalışmalara?
Daha çok medya çalışanları gelir diyordum ama herkes kendini her şeyi çok iyi biliyor olarak kabul ettiğinden ve iletişim fakültelerinin öğrencileri de okulda verilen eğitimi yeterli zannettiklerinden fazla ilgi göstermiyor. Her kesimden kişi geliyor. Allah'tan diğer kesimlerde çalışan insanların algıları daha açık. Daha emek verilmeye değer buluyorlar kendilerini.
- Nasıl bir öğretmensiniz?
Öğreten değil, bölüşenim. Bu, insanların kafalarındaki önyargıyı anında kırıyor. Derslerde herkes birbirini anlamaya çalışıyor.
- İnsanlar neden soru soramıyor, çözdünüz mü?
Psikolojik zedelenmişlikleri nedeniyle... Anne-babalarından yeterince destek almamışlar, ayrıca bilgisizler ve gazetecileri gözlerinde büyütüyorlar. Onları yargılayacağımı sanıyorlar; hayır, ben öyle cadı biri değilim. Korkarak geliyorlar ve görüyorlar ki ben de onlar gibi bir insanım...
- Aslında ben de okuduğum röportajlarınızda gördüğüm sizden biraz ürktüğümü itiraf etmeliyim.
Şu ana kadar benimle yapılan hiçbir röportaj güzel yansıtılmadı. Ben istesem de rol yapamam; bu nedenle çok şey kaybetmişimdir.
- Gerilimli mülakatlar yapıyordunuz ama artık sakinleştiniz, neden?
Eskiden gerilebileceğim şeyleri seçiyordum, seçimlerim değişti. 20 yıldır sadece röportaj yapıyorum, doydum artık. Döne döne hep aynı şeyleri tekrar ediyoruz, dolayısıyla biraz daha hikayesi olan, sözü olan, tırnak içinde daha iyi ve daha dürüst insanlara ve daha çok sorunlara yöneldim. Anlamaya yönelik işler yapıyorum. Zaten atölyemin de mottosu 'Anlamak ve anlaşılmak için'.
- Bunun olgunlaşmayla alakası var mı?
Muhakkak var; aslında o gerilimli söyleşileri yaparken de olgundum ama o başka olgunluktu. Şimdi daha renklendim. Halden hale geçiyorum.
Gerekirse Yine Gerilim Yaratırım
- Şimdiki halinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Diri ve heyecanlı. Sorumluluklarına daha vakıf bir Nuriye'yim. Aslında dikkatli okunursa yine de bir gerilim vardır söyleşilerimde. Gerilim, konuştuğunuz işileri kendi düşünce sistematiğinin dışına çıkardığınızda doğar. Gerekli olursa yine yaparım.
- Ayşe Arman'a verdiğiniz röportajda 'Türkiye'de 3 röportajcı varsa, biri sen, biri ben, üçüncüsü kim bilmiyorum' demiştiniz. Öğrendiniz mi kimmiş?
Çok ukala bir üslupla söylemişim onu. Şimdiki Nuriye Akman öyle söylemezdi, doğrusu utanç duydum. O soruya yanıt verirken egomu dışarıya vurmuşum. Allah beni affetsin. Şimdiki Nuriye'nin bilinciyle tekrar etmeliyim ki böyle bir sıralama yok; bu bir pazar, her malın alıcısı var. Herkes ayrı kulvarlarda. Hepsine saygı duyuyorum. O tür cümlelerim geçmişte kaldı, ayıp etmişim.
- Peki, o zamanki Nuriye Akman'dan ne eksildi ya da ona ne eklendi de bu hale geldiniz?
Çok şey eklendi ve tabii egom törpülendi. Gazetelerin kendi röportajcılarını sunuş biçimleri de çok önemli. Ben fotoğrafımı önemsemiyorum çünkü gerekli değil. Sayfada, sorularımla varım zaten...
- Ama demişsiniz ki, 'burnumu, röportaj fotoğraflarında güzel görünmek için yaptırdım'...
Ayşe, burnumu neden yaptırdığımı dan diye sorunca söylediğim bir şey. Aslında güzel bir soru değildi; okuruna, 'bak bunun burnu ameliyatlı' demeye getiriyor. Bir kadın burnunu neden yaptırır, demek ki beğenmemiş yaptırmış. Fotoğraf için yaptırmadım ki... Ben de o zaman ona çok edepli davranmışım; 'sen niye yaptırmadın' diye sormam lazımdı. Bin Ladin'i bulmuşsundur kanıtlaman gerekir, birlikte fotoğraf çektirirsin. Okurlar, ulaşılmasında bir güçlük olmayan kişinin yanında benim fotoğrafımı neden görsün?
- Bir zamanlar kendinizi mesleğinizin zirvesinde görüyordunuz. Şimdi neredesiniz?
Zirve diye bir şey yok. Neye göre, kime göre, hangi röportaja göre zirve? Geçenlerde, 'Dedelerimizin Komşuları' isimli bir kitap gönderdiler, 600 sayfa. 2 günde okudum, önemli bulduğum yerleri, çarpıcı noktaları çıkarıp söyleşiye hazırlandım. Budur yani. İşine emek vermektir.
- Siz çok değişmişsiniz...
Bilmiyorum, umarım iyi yönde değişiyorumdur. Egomun şişik tarafını indirirken, başka yerini şişirmiyorumdur. Dikkat etmeye çalışıyorum.
- Kendinizdeki bu değişimi nasıl fark ettiniz?
Sadece kişisel olgunlaşmam değil bu. Bir zorunluluk. Türkiye çok fazla kutuplaştı. Sağ-sol, laik-anti laik, Alevi-Sünni gibi... Bu nedenle gazetecinin dili, eğer birini ötekine bağlayan bir köprü olacaksa daha özenli olmalı. O daralmış, düşmanlaşmış dili bırakıp daha yatay bir dil kullanmalıyız. Okudukça insan değişiyor. Yaşın da, bulunduğum gazetenin de etkisi var. Bağıran gazetelerde çalıştım, o zaman ben de bağırıyordum. şimdi bağırmayan bir gazetede çalışıyorum.
- Hayatınızı değiştiren bir röportaj oldu mu?
Artık hiçbir şeyi tek bir nedene bağlamıyorum.
Fethullahçı Değilim
- Gülen röportajından sonra değiştiğiniz mi?
Fethullah Gülen'le ilk röportajı 10 yıl evvel yapmışım, niye değişeyim? Sabah'taydım yaptığımda ama Hürriyet'teyken istemiştim; yıllarca çalıştım, uğraştım ve yaptım. Benim yaptığımı duyan Ertuğrul Özkök de aynı anda bir röportaj yaptı. Değişim, her nefeste, her an değil mi zaten? Değişiyoruz tabii, eğer bütün bunların altında 'sen de Fethullahçı oldun' diye bir damga varsa bunu reddederim.
- Fethullahçı olmadınız mı?
Bir şeyci olmak çok ucuz bir şey, çok darlaştırıcı ve indirgeyici. Hiçbir şeyin fanatiği değilim. Herkesten öğrenilecek şeyler var. Gülen'den de öğrenmişimdir. Ben iki kanatlıyım, bazıları tek kanatlı.
- Kimseye sarılma ihtiyacınız yok mu yani...
E, sarılıyorum hayata işte.
- Şöyle bir cümle var ya; 'Hepimiz tek kanatlı melekleriz ve ancak birbirimize sarılarak uçabiliriz'. Bunu düşünerek yorumladım söylediğinizi...
Ben iki kanatlıyım, uçuyorum ve gördüklerimi de paylaşıyorum. Tek kanatlı olmaktan kastım; sadece bir şeyci olursanız, bir şey olamazsınız. Benim amacım olmak değil, yapmak. Sıfatlar bizi özümüzden uzaklaştırır. Mesela, romancı olmak için yazmadım; kendimi sınadım, acaba benden bir roman malzemesi çıkacak mı?
- İki tane çıktı...
Şimdi üçüncüsünü yazıyorum.
- Ne yazıyorsunuz?
Bir gerilim romanı. 2 yıl, medya tarihine dair başka bir kitap yazmakla uğraştım ama onun yayınlanması ertelendi. Şimdi bu romanla uğraşıyorum.
- Medya tarihi demişken siz son dönemin bütün önemli yayın yönetmenleriyle çalışıp, kıyaslama imkanı buldunuz, paylaşır mısınız gözlemlerinizi?
Aslında kıyaslamaya gerek yok, bu kutuplaşmayı artırıcı bir yaklaşım olur. Her bir gazetede tam zamanında çalışıp tam zamanında ayrıldığımı düşünüyorum. Bundan sonra da daha çok yazabilmek istiyorum. Çok fazla öğrencim olsun, ailem genişlesin; onların geliştiğini göreyim; bir izim olsun dünyada, tüm amacım bu.
- Çekirdek ailenizde bir oğlunuz var ve yıllar önce boşanmışsınız. Daha önce 'tek başarısızlığım ruh eşimi bulamamak' demişsiniz. Bulabildiniz mi?
Bu lafı etmiş miyim? Çok kınıyorum kendimi. Ruh en az bildiğimiz şey. Böyle bir tuzağa nasıl düşmüşüm de bu klişeyi kullanmışım... 10 yıl süren bir evlilik yaşadım; her evlilikte olabilecek bir olasılık oldu ve bitti. Sonra hayatıma birisi girmedi. O zamanlar bunu başarı formatında ele almışım, halbuki kadere hakim olamazsınız ki, kimin karşınıza çıkacağını bilemezsiniz. Ayşe ile yaptığımız söyleşide çıkan şeyler bunlar, belki de savunma içgüdüsüyle tuzaklara düştüm ya da o zamanki bilinç düzeyim oydu. Ayşe'yi de suçlamıyorum.
- Şimdi çok mütevazı konuşuyorsunuz...
Kimse kimseden daha aşağıda ya da daha üstün değil, ikili ilişkiler anahtar ve kilit gibidir. 'Erkekler benden üç gömlek aşağıda' klişesi kendi çaresizliğini kapatma çabası. Çok şükür bir evladım var, sevdiğim işi yapıyorum, hayat tarafından saygın bir şekilde karşılanıyorum, daha ne olsun? Yalnızlığı kutsamıyorum ama tek başına da çok mutlu olunabilir. Kapıyı kapatmış değilim ama denk gelmedi. Hayattan ne alabilirim diye değil, hayata ne verebilirim diye bakmaya gayret ediyorum. Kendimi edebe davet ediyor; 'edep Ya Hu Nuriye' diyorum.
- Bu çağrıyı etrafınıza da yapıyor musunuz?
Tabii bu dille değil, teklif ederek yapıyorum bunu. Geçmişte dayatmacı bir üslubum olduğunu görüyorum ve hüzünle bakıyorum.
- Sizi böyle tanımamıza vesile olan o söyleşilerden pişmanlık duyduklarınız var mı?
Hiçbirinden pişman değilim. Kimse benden hesap sormadı, 'beni yanlışyansıttın' diyen olmadı. Öyle kötü bir imajım oluşmuş ki, döver, asar, keser! Sert sorular sorsam bile, yumuşak bir üslupla sorarım. Güvenilirliğim en önemli sermayemdir; yazılmasın denilen şeyi asla yazmam. Sınırlarım vardır.
- İletişim fakültesinde okuyup, devlet memuru oldunuz ve arşivden başladınız gazeteciliğe, sonra sekreterlik... Niçin gazetecilikte diretmediniz?
Çok istedim ama kimse almadı beni; gazeteci dayılarım, amcalarım yoktu ki. Milliyet'te bir ilan gördüm ve ana kapıdan giremiyorsam, bacadan girerim dedim, başvurdum. Evlenip Ankara'ya taşındıktan sonra da Hürriyet'te sekreterlik yaptım iki yıl. Oturup beklemekle olmaz. Nasıl girecektim Hürriyet'e; yaşım gelmiş 30'a, kim dinler beni?
- Peki, Serdar Akinan'ın iddia ettiği gibi çapkın yayın yönetmenleri sayesinde gazetelerde yer edinmiş kadın gazeteciler var mı?
Evet var. Ama 'Edeb Ya Hu'yu ilke edinmeye çalışan biri sizce bu konulara girer mi? Girmeeez!
Gazeteler Barış Dili Kullanmalı
- Medyada yandaşlık tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gazeteciler barış dili yerine savaş dili kullanıyor. Herkesten evvel gazetecilerin yeni bir barış dilini benimsemesi gerek. Gazetecilikte bir insanı abat da edebilirsin yerlerde de süründürebilirsin. Müthiş bir güç ve bu egoyu çok fazla şişiriyor, insanda dünyayı yönetme vehmi uyandırıyor. Dünyanın bu kötü halinden bir ölçüde de olsa gazeteciler sorumlu. Herkesin başkasının sorumluluğunu onun gözüne sokmadan önce kendi sorumluluğumu yerine getirdim mi diye düşünmesi lazım.
- Tanrı gazetecilik kavramına ne diyorsunuz?
Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan için kullanmıştı ama bu hemen herkeste var bence. Köşe yazmak da egoyu çok cilalayan bir şey. Çünkü orada şov yapmak zorundasınız, dikkat çekmek için.
- Gazeteciler haber konusu olmalı mı?
Olmamalı. Bunlar hep ego şişiklikleriyle ilgili. Ne yapsın; bundan hoşlanıyor. Kendini göstermek istiyor, yapacak bir şey yok.
- Niçin köşe yazmadınız?
Birkaç yıl öncesine kadar istemedim. Röportaj, roman yazmak ya da atölyeyle ilgilenmek fırsatı veriyordu; köşenin özgürlük alanımı kısıtlayacağını düşünüyordum. 'Köşe yazarı olarak da var olabilirim' dediğimde ise gazetem bunu onaylamadı.
- Neden sizce?
Yeterince köşe yazarları var ama yeterince röportajcıları yok, bunu kaybetmek istemediler ya da benim sivri şeyler yazabileceğimi düşünüp önlem almak istediler, bilmiyorum. Uzanamadığım için mundar diyecek değilim ama şimdi biri teklif etse şöyle düşünürüm: Benim köşe yazarı olmadığım bir medyada ne eksilir. Hiçbir şey!
Düşünce gücüyle zayıfladı
- Yaşınızı hiç göstermiyorsunuz...
Hiçbir yerde bulunmayan kremleri gider bulurum, gerekirse yurtdışından getirtirim. Nu Skin ve Nikken'in ürünlerini kullanıyorum. Yüzünüze bakım ürünü sürerken çok hafif elektrik akımı veren bir alet var, onu uyguluyorum her hafta. Gündelik hayatımda hiç makyaj yapmam.
- Spor yapıyor musunuz?
Ada'da yürüyüş dışında bir şey yapmıyorum. Artık 50'yi geçtim, ne olacak ki aslında... Herkes kendisine tapınılsın istiyor. Makul ölçülerde olmak lazım, geçen yıl biraz kiloluydum, düşünce gücüyle 3 ayda 7 kilo verdim. 7 daha vereceğim.
-Düşünce gücüyle mi?
Gözlerimi kapatıp, vücuduma emir veriyorum. Tatlı-sert bir emir, bütün hücrelerime diyorum ki; 'çabuk bünyenizdeki yağları dışarıya atın, göreviniz budur. Göreviniz; bütün hücrelerin birbiriyle barışık bir şekilde birbirlerini dinlemelidir'. Talimatlardan sonra da 'benim vücudumda her şey yerli yerindedir, herkes görevini bilir, fazlalıklar atılır, eksikler tamamlanır' diyorum. Daha önce böyle sigarayı bırakmıştım.
Soru sormayı ve cevap vermeyi öğretiyorum
'Nuriye Akman İletişim Atölyesi resmi olarak ocak ayında açıldı; ama ondan önce de eğitimler veriyordum. Katılımcılar arasında iletişimciler de var ancak daha ziyade diğer alanların öğrenicileri veya öğrenmişleri katılıyor; mühendis de var ev hanımı da; doktor da var milletvekili de. Meslek, sadece o mesleği yapıyorsan körleştirici olabiliyor. Muhakkak bir arka bahçen olmalı. Onlar da kendilerini geliştirmek istiyor. Özgün bir öğrenim modeli kullanıyoruz; bir hiyerarşi ortamıyla karşılaşmıyorlar. Seminer düzenlerinde, insanlar eğitimciyi dinler, sıkılır. Kahve arası verildiğinde herkes dışarıya çıkar ve tüm yaratıcı fikirler o kahve molasında ortaya dökülür; biz kahve molası şeklinde ders yapıyoruz. İnsanların yaratıcı enerjilerini tıkamıyoruz. Eğitim oldukça kapsamlı; soru sorma aşamasına gelinceye kadar öğrenilecek ve edinilecek yeni alışkanlıklar var. Bir olayı farklı açılardan görebilmek, bir resmi sadece kendi dilinden yorumlamamak, bir filmi analiz edebilmek yani kendimizi en özlü bir biçimde nasıl ifade edebileceğimizi öğrenmek gerekiyor. Bunu bilmezsek doğru soru da soramayız. Kişilere kendilerini nasıl ifade edebileceklerini öğretiyorum. Aslında terapi iddiasında değiliz ama bir yan etki gibi, terapi etkisi olduğunu katılan herkes söylüyor. Dersi bırakıp gitmek istemiyorlar. Kendine sıfır güveni olan biri, çalıştığı yerde şu anda parmakla gösterilip 'herkes senin gibi olsun' denilen biri oldu. 'Ben nasıl soru sorabilirim, imkansız' diyen biri, şimdi röportaj programı sunuyor radyoda. Kurum içi eğitim için şirketlere gidip yerinde de eğitim veriyoruz.
Atölyemin bünyesinde diksiyon kursu da var. Genelde tiyatro sanatçılarının verdiği diksiyon eğitimini, bir Türk dili uzmanı veriyor. Çünkü diksiyon sadece teatral vurguları bilmek değil; dili bilmektir. Fotoğraf ve Halkla İlişkiler bölümlerimiz de var.'
www.nuriyeakman.com/atolye
(216) 391 24 31
GÜLAY ALTAN
* 04.10.2009/Zaman Gazetesi Pazar Eki: "Röportajın İncelikleri Ustasından Öğrenilir"
Röportajın incelikleri ustasından öğrenilir
Kadıköy Moda'da bir mekâna düşüyor yolumuz. Yer Nuriye Akman'ın İletişim Atölyesi. Röportajın ustası, her yaş grubundan insana 'Etkili İletişim ve Soru Sorma Teknikleri' adı altında bir ders anlatıyor. Kendisinin ifadesiyle bilgi ve tecrübesinin zekâtını veriyor. Daha binanın kapısından içeri girer girmez, ortamın sıcaklığı kaplıyor içimizi. İçeriye girdiğimizde ise ortam insanı adeta şaşkına çeviriyor. Mekân alışılageldik eğitim veren bir kurumu hiç mi hiç hatırlatmıyor. İnsana bir evin verdiği sıcaklığı, keyfi ve rahatlığı veriyor. Hepimizin diğer yerlerden alışık olduğu çay ve kahve makinelerinin aksine, ocağın üstünde bir demlik bulunuyor. Çay isteyen ince belli çay bardağını mutfak dolabından alıyor, çayını dolduruyor. Yanında ise sıcacık börekler, pastalar... Daha sonra ise Nuriye Akman, dersini vermek üzere ders salonuna geçiyor. Eğitimi alanlar yuvarlak bir masa etrafında birleşirken, ilişkiler eğitimci-kursiyer modelinin dışına çıkıyor. Tüm gazeteler açılıyor ve röportaj analizleri yapılıyor. Röportaj taktiklerinden bahseden Akman, "Sorumun cevabını alamıyorsam ya kelimelerimi, ya değindiğim noktayı ya da vurgumu değiştiririm. Yani, kapıdan giremiyorsam bacadan girerim." diyor.
Dört aylık bir eğitim sürecinden geçen Esra Yılmaz, eğitim aldığı dönemden itibaren arkadaşlarından istediği zaman istediği cevabı alabildiğini söylüyor.
Röportaj analizlerinin yanı sıra kitaplar okunuyor, filmler izleniyor. Etkili iletişim için kısacası A'dan Z'ye her şey uygulanıyor. Dersi alanlar ise onlar da A'dan Z'ye. Okullarında daha etkili bir iletişim içerisinde bulunmak isteyen öğrenciler, çeşitli sivil toplum örgütlerinde çalışmak isteyen bayanlar, daha iyi bir yönetici olmak isteyen şirket sahiplerine kadar aklınıza gelebilecek her kesimden insan var kısacası.
Kurs, haftada toplam iki saat. Aylık ücreti ise 200 TL. Nuriye Akman'ın yanı sıra birçok isim de ders veriyor iletişim atölyesinde. 'Diksiyon' için Suna Okur, 'Yazı ve Şiir' için Ali Ural, 'Temel Fotoğraf Teknikleri' için Serhat Özşen, 'Halkla İlişkilerden Olumlu Sonuçlar Almak' için İpet Altınay ders veriyor. Zaman Gazetesi Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı ise 'İletişim Tasarımı' dersi vermek için hazırlanıyor.
Elif Akdeniz
04 Ekim 2009, Pazar
* 28.08.2009/Dördüncü Kuvvet Medya: "Nuriye Akman İletişim Atölyesi Kurdu"
Gazeteci yazar Nuriye Akman, 25 yılı aşkın profesyonel iletişim deneyimini Nuriye Akman İletişim Atölyesi'nde katılımcılarla paylaşıyor.
İstanbul Moda'da hizmet veren merkezde, iletişim yeteneklerini keşfetmek isteyen öğrenciler, çalışanlar ve yöneticiler için kapsamlı bir iletişim eğitimi sunuluyor. Akman, iletişim sektöründe çalışanlara ve kurumlara özel eğitimler de sunuyor.
İyi iletişimin temelinin doğru soruları sorabilmek olduğunu belirten Akman, anlamak ve anlaşılmak için iletişim yeteneklerini geliştirmek isteyen herkesi atölyesine davet ediyor.
Nuriye Akman İletişim Atölyesi'nde; röportaj teknikleri, iyi sunum yapabilme, sesimiz ile barışma, fikirlerimizi etkili bir biçimde savunabilme, Türkçe'yi güzel konuşma ve yazma, gündelik hayatta gerçekleştirdiğimiz söyleşileri fark etme, röportaj, kitap, müzik ve film analizleri yapabilme, ifade biçimlerimizi geliştirme, iletişimde önceliklerimizi belirleme, kendi gücümüzü farketme gibi konular üzerine kapsamlı uygulamalar yapılıyor.
İnteraktif öğrenim modeli
Nuriye Akman, atölyesinde verdiği eğitimlerde öğrencilerinin özgüvenlerini ve yeteneklerini açığa çıkarmaları için onlara destek olurken, deneyimlerini paylaşmalarını sağlıyor. Tüm öğrencileriyle birebir ilgilenen Akman, farklı bir öğrenim modeli uyguluyor.
NURİYE AKMAN İLETİŞİM ATÖLYESİ YENİ DÖNEMDE YENİ ATÖLYELERLE AÇILIYOR!
Nuriye Akman İletişim Atölyesi, 2009 güz döneminde yeni atölyelerle açılıyor.
27 Eylül 2009'dan itibaren başlayacak olan atölyeler:
'Ali Ural ile Yazı ve Şiir Atölyesi'
Yazarlık eğilimlerinin belirlenmesi ve desteklenmesinden yola çıkılarak oluşturulan ‘Yazı ve Şiir Atölyesi'nde şair ve yazar Ali Ural, katılımcılara okuma bilinci ve birikimini kazandırmayı hedefliyor. Bir hafta şiir, bir hafta yazı olmak üzere dönüşümlü olarak gerçekleştirilen atölyede Ural, yalnız Türk edebiyatının seçkin yazarlarının değil, katılımcıların metinleri üzerinde de konuşarak edebî tahliller yapıyor. 12 hafta süren atölyede ilham ve hayal gibi yazara güç veren kaynaklar, ironi ve imâ sığınakları irdelenerek, görmenin, elemenin ve çerçevelemenin sırları paylaşılıyor.'Serhat Özşen ile Temel Fotoğraf Teknikleri'
Yeni dönemde başlayacak olan bir diğer atölye ise Serhat Özşen'in Temel Fotoğraf Teknikleri Atölyesi.' İlk hedefin gerçek bir fotoğraf projesi üretmek olduğu atölyede, fotoğrafta temel prensipler ve teknik bilgiler uygulamalar eşliğinde aktarılıyor. Yedi hafta süren atölyede, temel bilgilere hakim olduktan sonra, katılımcılar ekipmanlarını en iyi biçimde kullanmayı öğreniyor ve proje üretimi için harekete geçiyor.
Detaylı bilgi için: www.nuriyeakman.com/atolye
Nuriye Akman İletişim Atölyesi Adres: Ruşen Ağa Sok. No:8 Moda- Kadıköy
* 28.08.2009/Turuncu Aylık Kadın Dergisi: "Nuriye Akman İle Her Cevap Eksiktir"
NURİYE AKMAN ile Her Cevap Eksiktir...
Son yıllarda Türk basınında, hafta sonu bebek parkında mutlu aile pozları veren, gazetesindeki köşesinde haftanın her gününü özel hayatını yazan, olur da canı sıkılırsa hayran kaldığı albümün sanatçısıyla, yapımcısıyla röportaj yapan ‘gazeteci' profili hakimken; İletişim Atölyesini kurmak ve pek çok sorularla dolu bir geleceğin kapısını aralama fikri nasıl ortaya çıktı?
Kararlarımı başkalarının ne yapıp ne yapmadığına göre vermiyorum. Sorunuzun ilk kısmında tarif ettiğiniz gazeteci profili yeni ortaya çıkmadı. Herkes kendine yakışanı yapar. Onlara hiç itirazım yok. Herkesin hayatı aynı idrak düzeyiyle algılamasını beklemem. Kaldı ki onlar sayesinde toplumun başka türlü tanıma fırsatı bulamayıp yabancı kalacağım yönlerini öğreniyorum. İletişim atölyesini kurarken, geleceğe dair sorularla beslenen bir kaygım yoktu. Böyle bir eğitim kurumu açmanın görevim olduğunu düşündüm. Görev, anın sizden beklediği şeydir. Bunca bilgi, görgü, anı, deneyim, beceriyi zekatını vermeden mezara götürmekten korktum. Bildiklerimi hatırlamak ve paylaşmak beni manevi açıdan zengin ve diri kılacaktı. Kendime yatırım yaptım. Pek çok iş yapmıştım ama öğretmenlik denemediğim bir işti. Merak ettim nasıl bir öğretici olacağımı.
Atölyede daha çok hangi yaş-meslek grubunda insanla çalışıyorsunuz ve başvuruları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yaş ve meslek sınırımız yok. Beni öğretici olarak onaylayan herkes katılabiliyor. Verdiğim ödevleri yapması şartıyla tabii.
İletişim atölyesinde hep öğretici rolünü mü üstleniyorsunuz? Atölyede karşılık etkileşim olduğunu düşünüyor musunuz?
Zahiren öğretici benim. Ama öğrenen de benim. Her katılımcının bambaşka hikayesi var. Becerileri ve eksikleri var. Becerileri parlatıp, eksikleri tamamlamalarına yardımcı olurken, hem kendimi tanıyorum, hem de onları. Ayrıca onlara dersi vermeden önce ben de dersimi çalışıp geldiğim için her defasında kitaplar karıştırıp, filmler izleyip, araştırmalar yaptığım için her halükarda ben daha kazançlıyım. Dersi işleme biçimim, tamamen interaktif. Ben anlatıyorum onlar dinliyor değil. Herkes konuşuyor ve yazıyor. Ben orkestra şefiyim. Her derste adeta bir senfoni icra ediyoruz. Katılımcılar hem solo hem koro yapıyor. Şahaneyiz.
Fetullah Gülen ile Amerika'da röportaj yaptınız. Sonra Türkiye'de gündem kim varsa sizin sorularınızdan geçmeden çekilmiyor köşesine. İletişim atölyesi ile zihinlerde oluşan Nuriye Akman tarzı gazeteciliği bir gazetecilik ekolü haline getirmek istediniz mi?
Konuştuğum kişilerin köşeye çekildiğini söylemek mümkün değildir. Çekildilerse de bunun benimle ilgisi yoktur. Ayrıca gerek gazete farkı, gerek konjonktür nedeniyle, bazen de talep etmeme rağmen benimle konuşmak istemeyenler olmuştur. Röportaj portföyüm o kadar da mükemmel değil. "Ekol" olmak için ille de okul kurmak gerekmiyor. Röportajda ekol olmaktansa, tarz sahibi biri olarak anılmayı yeğlerim. Ee, tabii hoşuma gider, atölyeme devam edenlerden biri de çıkıp Nuriye Hocadan çok şey öğrendim derse. Ayrıca ben atölyemde sadece röportajı anlatmıyorum ki. Öğrencilerimin sözlü ve yazılı ifadelerinin mükemmel olmasına, özgüvenlerini kazanmalarına, ötekine empati yapmalarını sağlamaya, kısacası duygusal zekalarını ortaya çıkarmaya da çalışıyorum. Nitekim her meslekten, her yaştan insan, bu yüzden güzelim Pazar günlerini birlikte geçirmek istiyor.
Ülkemizde yaşanan her gerilimin ardından bir gazeteci çıktı karşımıza 'esas oğlan' edasıyla. Hal böyle iken toplumun gazetecilere ve habercilik anlayışına bakışı nasıl etkilendi bu durumdan?
Toplumun gazetecilere nasıl baktığı, bilimsel bir araştırma konusudur. Bu konuda en son yapılan araştırma nedir, ne sonuç vermiştir bilmiyorum. Kendi gözlemimi soruyorsanız, mesleğimize toplumun bakışı pek de parlak değil derim. Öte yandan, toplumdan söz edeceksek, bileşik kaplar kuralını hatırlatırım. Hangi meslek grubunun durumu, gazetecilerden daha iyi? Çürüme totaldir. Herkesin bunda rolü vardır ve sonuçlarından da nasibini alır.
Gazeteler manşetlerden değil de köşe yazarları üzerinden mesaj vermeye başladı sanki. Muhabirler üçüncü sayfa haberlerine yönlendirilirken, köşe yazarlarının ogazeteden, gazetede çıkan haberlerden daha çok konuşulması gelecek için nelerin işaretçisi?
Sorunun ilk cümlesi yanlış. "başlamadı", zaten öyleydi. Muhabirlerin en çok istediği şey, haberinin birinci sayfada değerlendirilmesidir, doğru. Yeterince iyiyse, özelse, çarpıcıysa, konusu ne olursa olsun her haberin vitrine girme şansı vardır. Yazarın adı gazetesiyle birlikte anılır. Ve ne yazdıkları hangi gazetede olduğuna göre anlamlandırılır. O grubun yönetimi ve çıkarlarıyla bağlantı kurulur. Keşke gazetelerinden bağımsız olabilseydi yazarlar. Ama olamıyor. Çoğu zaman gazetenin genel politikasının araçları haline geliyor. Yazarların gazetede çıkan haberlerden daha çok konuşulduğu yargısı yanlış. Hangi yazar, hangi haberden daha çok konuşuluyor diye sormak lazım. Artık köşe yazarları sadece kanaat bildirmiyorlar, köşelerinden haber de veriyorlar, röportaj da yapıyorlar. Verdikleri haber önemliyse konuşulur olmaları kadar doğal ne var? Her şey değişir. Bu mesleğin yapılma biçimi de değişir. Yazarlardan daha az gazetecilik yapmalarını istemek haksızlık. Ama bu kadar çok yazara ihtiyaç var mı derseniz, bence yok.
Sorduğunuz sorularla bit taramasından geçirircesine hizaya çekiyorsunuz muhatabınızı. Bu durum "Ben sormazsam kimseler sormaz" düşüncesinden mi kaynaklanıyor, yoksa röportaj yaptığınız isimler kapılar zorlanmadıkça çözülmemek için ısrarcı mı davranıyor?
Ben sadece soru soruyorum. Kimin ne sorduğu ne sormadığı umurumda değil. Bir röportajın, sorana da sorulana da yaraması, iki tarafın ihtiyacını da karşılaması gerekir. Ben kendi payımı arıyorum, muhatabım da kendi payını.
Herkesin sesinin fazlasıyla çıktığı bir dünyada, gazetecinin görevi sesleri birbirinden ayırmak mı olmalı, sesleri anlamak mı? Ekonomide, politikada, uluslar arası ilişkilerde yaşanan krizlerin bitmesi için dünyanın empati yapmasını mı bir çözüm olarak görüyorsunuz yada daha çok konuşması, eteğindeki tüm taşları dökmesini mi?
Gazeteci işini yaparken bazen sesleri birbirinden ayırır bazen o sesleri anlar. Bunlardan birini tercih etmesi gerekmiyor. Zaten onca sesten birini seçtiği an, ayrımı yapmış oluyor. Anlamayı her zaman başarıyor mu? Hayır. Dünya var olalı beri bu saydığınız krizler bitmedi, bitmez, bitmesini bekleyemeyiz. Sorun çözme yöntemleri de sınırlandırılamaz. Bazen empati yapmalı, bazen ses yükseltmeli, bilim yapmalı, siyaset yapmalı, sanat yapmalı, bazen de tamamen susmalı ve sadece dinlemeli. Etekteki taşlar hiç bitmez, bir yandan dökülür, bir yandan dolar.
Soru sorarken karşınızdaki insanın çelişkilerini, yanılgılarını yada bilgisizliğini görünce nasıl bir taktik uyguluyorsunuz? "Ben neler gördüm" diyerek hoş gördüğünüz oluyor mu yada daha mı çok köşeye sıkıştırıyorsunuz?
Duruma göre değişir. Genelde açarım, kapamam meseleleri. Köşeye sıkıştırdıklarımı dahi hoş görürüm ben. Biri diğerine engel değil.
Yıllardır soruların, fotoğrafların ve mürekkep kokan kağıtların arasında gördük sizi. Çalışmalarınıza yönetici yada köşe yazarı olarak devam edebilirken hep "röportaj yapmak" konusunda ısrarcı davrandığınız. Sorulara ve cevaplara olan tutkunluğunuz neden?Sorular ve cevaplar üzerinde dünyanın bilmediği denklemler mi kurdunuz?
Ben sevdiğim işi yapma konusunda çok şanslıyım. Hiçbir zaman yönetici olmak istemedim. Kendimi yönetmenin dışında. Köşe yazarı olmayı istediğim bir dönem oldu. Ama reel dünyayla aramda hiç mesafe kalmayacaktı. Vazgeçtim, edebiyata yöneldim, mistik olana yani. Sorulara tutkum, cevaplara tutkumdan daha fazla. Çünkü cevapları almaya çalışırken geçtiğim yollar daha zevkli. Cevap istasyonunda ikamet edersem, çürürüm. Her cevap eksiktir çünkü. Ölene kadar soru sormak lazım. Şimdi biraz evvel söylediğimin tersini ifade edeceğim. Hiçbir soruya ihtiyaç duyulmayan bir durumu merak ediyorum. Bir çeşit cennet özlemi. Denklem falan kurmadım. Her şeyin ancak zıddıyla kendini gösterebildiği bir dünyada neyin denklemini kuracaksınız? Bütün denklem taslaklarından kurtulup her şeyi birleyebilsek keşke.
Yazdığınız iki roman, çeşitli dönemlerde hazırladığınız televizyon programları var. Tüm bunlar dururken sorularla anılmak ve gazeteci kimliğinizin ön plana çıkması hoşunuza gidiyor mu?
Romanlar ve TV programları dursun durdukları yerde. Onlar görevlerini yaptı. Neden ömrümün sonuna kadar onlarla avunayım. Yapacak başka şeyler var hayatta. Kimin beni nasıl andığının ne önemi var? Belki de bana bu soruyu sorduran öğrencilerimle kurduğum güzel ilişkidir. Herkes beni sorularımla hatırlarken, benim gizli gizli sorulardan kurtulmaya çalışmam ne ilginç değil mi?
Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederim. Son olarak neler söylemek istersiniz...
Sahi mi söylüyorsunuz? Beni önemsediğiniz için teşekkür ederim.
* 04.02.2009/Bianet Bağımsız İletişim Ağı: "Gazeteci Nuriye Akman'dan İletişim Atölyesi"
Gazeteci Nuriye Akman'dan İletişim Atölyesi
Milliyet, Hürriyet ve Sabah'ın ardından Zaman'da yazan, televizyon programları ve kitapları bulunan gazeteci Akman, iletişim teknikleri, analiz, röportaj teknikleri gibi konuları kapsayan bir atölye düzenliyor.
Gazeteci, yazar Nuriye Akman iletişim yeteneklerini keşfetmek isteyen öğrenciler, çalışanlar ve yöneticiler için iletişim eğitimi verdiği bir atölye başlattı.
Nuriye Akman İletişim Atölyesi'nde röportaj teknikleri, iyi sunum yapabilme, sesimiz ile barışma, fikirlerimizi etkili bir biçimde savunabilme, Türkçe'yi güzel konuşma ve yazma, gündelik hayatta gerçekleştirdiğimiz röportajlarımızı fark etme, söyleşi, kitap, müzik ve film analizleri yapabilme, ifade biçimlerimizi geliştirme, iletişimde önceliklerimizi belirleme, kendi gücümüzü farketme gibi konular üzerine kapsamlı uygulamalar yapılıyor.
Milliyet, Hürriyet ve Sabah'ta çalışan Akman 2004'te Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "Röportaj Teknikleri" dersi verdi.
TRT için İnci Avcısı, SkyTürk için "Empati" adlı programları hazırlayıp sundu. Röportajlarından bir kısmını; Üzümünü Ye Bağını Sor, Mebus Burcu, Kalabalıklar, Yüzleşme, İnci Avcısı, Elli Kelime, Mayın Tarlası, Başka Sorum Yok, Gurbette Fethullah Gülen adlı kitaplarda topladı. Nefes ve Örtü adlı iki roman yazdı. Halen Zaman gazetesinde yazıyor. (EÜ)
* Bilgi için: İrem Şık, Can Uludağ.
Adres: Ruşen Ağa Sok. No:8 Moda-Kadıköy. Telefon: (216) 330 99 07.
www.nuriyeakman.com/atölye
* 15.02.2009/Marketing Türkiye: "Yanıtlama sırası Nuriye Akman'da"
Yanıtlama sırası Nuriye Akman'da
Yıllar boyu teybini Türkiye'nin en önemli isimlerine uzatıp, kimsenin aklına gelmeyecek sorular sordu. Sayesinde kim bilir kaç kişinin iç dünyasını, kaç olayın perde arkasını öğrendik. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en önemli röportajcılarından Nuriye Akman, şimdi edindiği deneyimlerini Kadıköy Moda'daki iletişim atölyesinde her yaştan öğrencileriyle paylaşıyor. Paylaşmanın ruhuna ne kadar iyi geldiğini her fırsatta vurgulayan Akman, "80 yaşına da gelsem eğitmenlik yapmak istiyorum" diyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse henüz mesleğinin ilk yıllarındaki bir muhabir için Nuriye Akman'la söyleşi yapma fikri başlarda biraz stres yaratıyor. Kadıköy Moda'daki Nuriye Akman İletişim Atölyesi hakkında konuşmak için Akman'ın yanına giderken daha çok sözlü için sırasından kalkıp tahtaya doğru yürüyen öğrenci psikolojisinde olduğumu itiraf etmeliyim. Yaptığı röportajlarda Türkiye'nin en önemli isimlerine zihninden geçen her soruyu büyük bir cesaretle soran Nuriye Akman kim bilir nasıl ciddi biri olmalıydı... İtiraf ediyorum: Yanılmışım. Kapıdan içeri girer girmez olanca pozitif elektriğiyle bizleri karşılayan Akman, tüm sorularımızı da büyük bir samimiyetle yanıtladı. Akman'dan onu ne kadar heyecanlandırdığı gözlerindeki ışıktan bile belli olan İletişim Atolyesi'nden kariyerine uzanan çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Dilerseniz önce Nuriye Akman İletişim Atölyesi projesinin nasıl ortaya çıktığından başlayalım söze...
Benim gazetecilikle birlikte öğretmenlik yapmam bundan dört yıl önce Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde röportaj teknikleri dersini vermemle başladı. Ancak özel okullarda, öğrenci ödev yapmasa, sınava girmese, geç kalsa da hoş görülebiliyor. Bunlar benim kaldırabileceğim şeyler değil. Ben de bir süre sonra öğrencilerin performansını, ilgisini pek yeterli bulmadığım için oradan ayrıldım. Burada Çengel Kültür Sanat Merkezi adı altında çeşitli dersler veriliyordu. Bana da aynı dersi bu mekanda vermem konusunda teklif getirdiler. İki sene o şekilde devam ettim. Sonra artık kendi işimin patronu olmalıyım ve zaman dilimlerini daha özgürce ayarlamalıyım dedim ve burayı kiraladım. Burada iki tane dostumla çalışmaya başladım.
Peki, burada iletişim fakültelerindeki eğitimlerden farklı olan ne tarz eğitimler var?
Aslında burada amaç benim birikimlerimi paylaşmam. Çünkü gazetecilik öyle bir meslek ki çok fazla şey biriktiriyorsunuz ve sonra bunları mutlaka paylaşmanız lazım. Ben kendim de Gazi İletişim'de okudum ama bize bu tarz eğitimler hiç verilmedi. Hep teorik eğitimler verildi. Şimdi de pratik eğitim çok az veriliyor. Gazetecilik, özellikle de röportajcılık dalında çalıştığınız zaman, insan psikolojisi konusunda çok fazla şey biriktiriyorsunuz. Bugüne kadar bini aşkın kişiyle konuşmuşumdur. Herkesten bir şey öğrensem bin birim olur ki onlardan çok fazla şey öğrenerek gidiyorsunuz. Dolayısıyla bu birikimin artık paylaşılması gerekir, benim de yaşım artık kemale ermiştir diyerek burayı kurduk.
Ders programınızı nasıl oluşturdunuz? İçerikler nasıl belirlendi?
Bahçeşehir Üniversitesi'nde ders vermeye başlayacağım yaz oturdum bunu iki üç ay düşündüm. Şimdi buradaki uygulama o yazdığımın çok ötesinde. Her hafta da değişiyor. Evde televizyona bakarken sürekli yeni fikirler geliyor aklıma.
Neler yapılıyor derslerde?
Dersler çok zevkli geçiyor. Ben kesinlikle eli sopalı bir hoca değilim. Bu derslerin aynı zamanda bir psikolojik terapi olduğunu düşünüyorum. Öğrenciler röportajcılık ve soru sorma tekniklerinin sıkıştırılmış bir eğitimle alınabileceğini düşünüyor. O aşamaya gelebilmek için tarlayı tohum ekilebilir hale getirmek gerekiyor. Zihni çağrışımlara açık bir şekilde kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Türkçe'nin hem yazılı hem de sözlü ifadesinin mükemmel olması gerekiyor. Örneğin bir filmi masaya yatırıyoruz. Yönetmeninden hayal kahramanına kadar kendimiz de dahil olmak üzere pek çok kişiye sorular üretiyoruz. Herkes önce bunu evde yapıyor sonra burada paylaşıyoruz ve birbirimizin sorularını eleştiriyoruz. Bir de kısa konuşmak çok önemli. Biliyorsunuz röportajın süreçlerinden bir tanesi de bu. Siz bir soru sorarsınız ama konu dağılır gider. Onu toparlayabilmek için işin özünü çok kısa sürede kavramak. İşte bu süreçleri burada öğreniyoruz. Türkçe'yi ilerletebilmek için de iyi edebiyat ürünlerinden örnekleri çalışıyoruz, yapılmış röportajları masaya yatırıyoruz.
Terapi gibi geçiyor derken neyi kastediyorsunuz tam olarak?
Hakikaten birbirini tanımayan öğrenciler bile bana aynı cümlelerle duygularını ifade ettiler. Biz buradan hafifleyerek çıkıyoruz, bir oyun gibi öğreniyoruz. İnanılmaz bir şekilde insanların içindeki yazarlık ya da stand-up'çılık duygusu ortaya çıkıyor. Buraya gelenler kendilerini keşfediyor. Tam bir önyargı kırma merkezi. Hiç kimse kendisi hakkında olumsuz bir şey söyleyemez bizim dersimizde. Hocam bunu yapamıyorum, Ay çok kötü oldu gibi cümleler yasak. Herkesin aslında ne kadar harika bir potansiyeli olduğunu görüyorsunuz. Anahtar duygu sevgi. Duruşu bile değişiyor zaman içinde gelenlerin. Bir iki kişi var sınıfta. Gece yattığımda onların o düşük omuzlu halleri gözümün önüne geliyor. Kendi kendime önümüzdeki ders oraya çalışacağım diyorum.
Öğrencileriniz kimlerden oluşuyor?
Çoğunluğu iletişimci. Aslında her meslek grubundan katılımlar var. Daha önceki gruplarımızda iletişimcilerin sayısı daha azdı. Doktorlar, mühendisler, ev hanımları, hatta milletvekilleri bile öğrencimiz oldu. Kendisini daha kolay ifade etmek isteyen herkes gelebilir buraya. Aslında bizim programımızın amacı anlamak ve daha iyi anlaşılmak için. Kimi insan anlayamamaktan kimisi de anlaşılmamaktan muzdarip. Bu kurs sadece mesleği iletişimcilik olan insanlara değil, özellikle yönetici konumunda olan insanlara da hitap ediyor. Bence onların daha fazla ihtiyacı var. Çünkü iletişimciler bir şekilde hayatın içinde bunu ufak hatalarla becerebiliyor. Ama yöneticilerin bir kabuğu var. O ihtiyacı görmelerini nasıl sağlarız bilmiyorum.
Peki biraz da "sizden" konuşalım. Şu anda İletişim Atölyesi haricinde ajandanızda neler var?
Biliyorsunuz Zaman Gazetesi'ne yazıyorum. Onun yanı sıra tezgahta daima iki kitap oluyor. Birincisi daha reel dünyaya ve mesleğime ait bir çalışma. İkincisi de hayal dünyama dair roman türü bir çalışma. Bu yıl içinde zannediyorum yayınlanacaklar.
Nuriye Akman'ı söyleşi konusunda bir marka haline getiren çalışma prensipleri neler oldu?
Birincisi dersine iyi çalışmak... Birini sorgulayabilmek için o konunun biraz çevresinde gezinmek, temel kavramlarını öğrenmek gerek. Her mesleğin kendine özgü bir iç dili var. O dili yakalayabilmek gerek. Bunu da yapabilmek için ya o kişinin yazdığı kitaplar varsa onları incelemek gerek. Şimdi şöyle bir gözden geçiriyorum. Ama eskiden satır satır okuyordum. Buradaki fotoğraf dili, farkındalık çalışmaları ona yarıyor. Koca bir kitabın içinde neyin önemli olduğunu çıkarabilmek için biraz hızlı düşünmek lazım. Ben işimi çok seviyorum. Her seferinde hamd ediyorum. İnsanı çok geliştiren bir iş... Tabii körelten yanları da var...
Neler mesela onlar?
Hep seyirci olmak, hep gözlemci olmak ve soru formatıyla düşünür hale gelmenin zaman zaman bir körleştirici yanı da oluyor tabii. Başkalarını seyretmekten kendinize dönemiyorsunuz. Bir de artık eşinizle dostunuzla da röportaj formatında konuşmaya başlamak gibi bir handikapı var. O kadar sorgulayıcı hale geliyorsunuz ki kabullenilmesi gereken bazı hususlarda zayıf kalıyorsunuz. Hayatı sizin yönlendireceğiniz vehmine kapılıyorsunuz. Oysa öyle bir şey yok. Hayatın kendine göre bir akışı var. Burada o duyguyu biraz aştığımı düşünüyorum. Hatta bazen öğrencilerime bir anne gibi yaklaştığım bile oluyor.
Memnun musunuz böyle olmaktan?
Çok memnunum. Böyle olması gerekiyor zaten. Benden kimsenin çekinmemesi lazım. Hayat boyu zaten çekinilen kadın olmaktan dolayı bir muzdaripliğim vardır. Röportajlarda öne çıkan imajım, korkulan, sağı solu belli olmayan bir kadın olduğum yönünde. Ama ben öyle değilim. En azından tümüyle öyle değilim.
Soru sorarken acımasız mısınız? O yüzden mi böyle bir imaj uyandırıyorsunuz?
Öyle algılanıyor ama bence bunun adı acımasızlık değil, mesleğe saygı. Kendi bilgime saygım var. Kimseyi aşağılamıyorum. Sadece biraz "burgucuyum" galiba.
Nuriye Akman'ın hayatındaki en önemli söyleşisinin hangisi olduğunu da merak ediyoruz.
Aslında bu soru bana hep soruluyor ve genellikle cevap alınamıyormuş gibi oluyor ama durum şu, önem dediğiniz her an değişen bir şey. Bir şeyin önemi hayatınızın bütün aşamalarında aynı yerini korumuyor. Ben hiç arkaya dönüp bakan anılarla meşgul olan biri değilim. O iş o an bitmiştir, görevini yapmıştır. Herkesten bir iz kalır. Bunu fark ederim ya da etmem ama bir şekilde başka bir konuşmamda, yazdığım bir yazıda ortaya çıkar oradan öğrendiklerim. Dolayısıyla bu bütünlük duygusunun altını defalarca çizmek istiyorum.
Şu sıralar keşke karşıma gelse de sorularımı sorsam dediğiniz birileri var mı?
Var, 28 Şubat geliyor. 28 Şubat'ın hayatta kalan tüm aktörleriyle aslında konuşmak isterim. Ama maalesef bu mümkün olmuyor. Bütün eski Genelkurmay Başkanlarıyla konuşmak isterim. Bu da kolay değil. Hem bu ortam nedeniyle, hem de Zaman Gazetesi yazarı olmam dolayısıyla maalesef bazı önyargılarla karşı karşıya kalıyorum. Eski Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'le doğru dürüst bir röportaj yapılmadı. First Lady'miz ve Second Lady'mizle de doğru düzgün bir röportaj yapılmadı. Bunları isterim tabii. Ama onlar beni ister mi burası biraz meçhul.
Burası beni daha alçak gönüllü yaptı
Bu benim için bambaşka bir kariyer. Biliyorum demekle kalmıyorum, daha fazla neler öğretebilirim demeye başladım. En güzel örnekleri arayıp bulmak beni tamamen değiştiriyor. Daha alçak gönüllü bir insan oldum. Çünkü ne olursa olsun bu mesleğin sizi deforme eden bir yanı var. Çünkü elinizde soru sorma gücü var. Onu paylaşınca biraz daha insanlaştırdı beni. Daha değişik alanlarda kitap okumaya başladım. Kendimi hayatının sonuna kadar röportaj yapacak bir insan olarak hiç görmüyordum. O yüzden de belki biraz edebiyata kaymıştım son dönemde. Ama bu kariyer hayatımın sonuna kadar gidebilir. Eğer ömrüm varsa kendimi seksen yaşında da burada öğrencilerle birlikte kakara kikiri hayal edebiliyorum.
Elif Erman
* 11.01.2009/Zaman Gazetesi: "Her Yaştan ve Meslekten İnsana İletişim Dersleri"
Her yaştan ve meslekten insana iletişim dersleri...
Nuriye Akman. Gazeteci-yazar Nuriye Akman, iletişim tecrübesini gençlerle paylaşıyor. Yirmi beş yıllık profesyonel iletişim tecrübesine sahip olan Akman, pek çoğumuz farkında olmasak da, sorduğumuz soruların bizi ele verdiğini düşünüyor ve "İyi iletişimin temeli soru sormaktır. Biz o soruları doğru yönelttiğimiz zaman, doğru cevaplar alırız." diyor. Ona göre sorular hem silahımız hem de kalkanımız.
Nuriye Akman, İletişim Atölyesi'ne bekliyor
Yirmi beş yıllık profesyonel iletişim tecrübesine sahip olan gazeteci-yazar Nuriye Akman, şu sıralar bildiği her şeyi Kadıköy Moda'da açtığı 'Nuriye Akman İletişim Atölyesi'nde öğrencileriyle paylaşıyor. Daha önce Milliyet, Hürriyet ve Sabah gibi birçok gazetede çalışan Akman halen Zaman Gazetesi'nde siyaset, sanat, magazin, spor ve iş dünyasından birçok isme sorularını yöneltmeye de devam ediyor. Kendi atölyesinde her yaştan ve meslekten insana bir şeyler öğretebilme amacını taşıyan Akman, iki yıldır 'Nuriye Akman İletişim Atölyesi'nde dersler veriyor. Akman, benzer bir çalışmayı daha önce özel bir üniversitede de yapmış. Fakat istediği sonucu alamadığını söyleyen Akman, öğrenciler henüz kendi yollarını seçmedikleri için çok fazla emek vermeyince 'Ben de bu işe istekli insanlarla birebir yaparım' diyerek orayı bırakıp 'Nuriye Akman İletişim Atölyesi'ni açmış.
Atölyeye çalışmalarına katılanların çoğu iletişim mezunları ve gazeteciler olsa da bu güne kadar doktorundan avukatına, mühendisten bankacıya, öğrenciden ev hanımına her meslekten bir başvuru olmuş. Kariyer planlarını mezuniyetten önce düşünenler, seçtikleri mesleğin en iyisi olmaya azmetmiş öğrenciler, personeline derdini anlatmaya çalışan patronlar, patronlarının dilini çözmeye uğraşan çalışanlar, komşulukta, alışverişte kendilerini ifade etme sıkıntısı yaşayan ev kadınları, eşleriyle anlaşamayan karı-kocalar ve daha birçoğu... İnsanların farkında olmadığı ama en önemli noktamızın sorularımız olduğunu söyleyen Akman: "İyi iletişimin temeli iyi soru sormaktır. Biz o soruları doğru yönelttiğimiz zaman doğru cevaplar alırız." diyor. Akman'a göre sorular, hem silahımız hem de kalkanımız. Böyle olunca da gündelik hayatta farkında olmadan yaptığımız röportajlarda, bir iş görüşmesinde yahut çevremizde kurduğumuz sıradan bir diyalogda bize yolu açan ancak sorular oluyor.
Nuriye Akman, her geçen gün daha da büyüyen bir aile olduklarını söylüyor. Bir kurs havasından çok etkinlik şeklinde eğlenceli bir ortamda yürütülüyor dersler. Bazen hep beraber bir film izliyor bazen kitap okuyup tartışıyorlar. Kursa katılanlarla birebir, interaktif bir iletişim kuran Akman, öğrencilerinin kendisini her zaman arayabildiklerini, röportaja gitmeden önce hazırladıkları soruları getirip okuttuklarını, kısaca onların her sürecinde olduğunu belirtiyor. Yaptığı işi anlatırken de ilginç bir benzetme yapıyor: "Tabiri caizse hiç yüzme bilmeyeni suya atıyorum, o sıra debelenirken yüzmeyi öğreniyorlar."
'Nuriye Akman İletişim Atölyesi'nde yapılan atölye günleri ocak-haziran ayları arasında isteğe bağlı 1 ile 4 ay arasında grup ve kişilerin isteğine göre değişiyor. Her cumartesi 14.00-16.00 arası, hafta içi de 18.00-20.00 arasında gerçekleşiyor. Kendi sesiyle barışmak, etkili cümleler kurabilmek, karşısındaki insanı daha kısa sürede tanımak, güzel Türkçe konuşmak ve yazmak isteyenlerin katılabileceği atölyede profesyonel röportaj teknikleri, haber ve röportaj analizleri, sunum teknikleri, kitap, fotoğraf, film, müzikanalizleri öğretilen başlıklardan sadece birkaçı.
Yavuz Ulutürk