Nuriye, Ruşen, teslim olun!
26 Ocak 2001
Akit'in Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile beş polisin öldürülmesinin ardından yaptığı yayın, başlı başına inceleme konusu olmayı hak ediyor. Kapıldığımız dehşeti bastırmaya çabalayarak söyleyelim ki, bu gazete, Milliyet'ten Ruşen Çakır ile Sabah'tan Nuriye Akman'ın bile işin içinde olabileceğini iddia ediyor!
Gazetenin manşetinden başlayalım: "Katil karapara". Akit'in buna dayanak yaptığı şey, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'a mal ettiği, "devlet kurup devlet yıkacak ölçüde parasal gücü olan sistemin mimarları ve aktörleri" lafı. Bu lafı "şifre" kabul ediyor Akit.
Ve ilk numarasını böyle yapmış oluyor. Çünkü Tantan böyle bir söz etmemiş! İçişleri bakanı, Türkiye'de karışıklık çıkarmak isteyenlerden sözediyor ve, "Bu karışıklığı yapmak isteyen sistemin mimarları ve aktörleri..." diye devam ediyor. "Devlet kurup devlet yıkacak parasal güç"ten bahseden ise, gazetenin bize "terör ve istihbarat uzmanı" diye tanıttığı bir doçent doktor, Emin Gürses. Kendisi bu işleri pek iyi bilenlerden sayılıyor, televizyonlara çıkıyor. Ancak söylediği sözler içişleri bakanınca söylenmiş gibi sunulabiliyorsa, sandığımızdan da mühim biri olmalı. Hem "inananların yüz akı" olan bir gazete böyle dediğine göre...
İlk "ara sıcağımız" şu yani: Akit, kafadan yalan söylüyor, bakanın söylemediği bir sözü ona söyletiyor.
Devam edelim. Tantan'ın verdiği "şifre"den, hop, uyuşturucu trafiğine atlıyoruz. Bu trafikte "uluslararası terör örgütleri" taşeronmuş. Bu örgütler kimler: "CIA, MOSSAD gibi servisler". Gazete, "Trafiği aksatanlar veya aksatacak çabalara girenler, bunların boy hedefi oluyor," diyor. E, haliyle tabiî... Neyse, PKK "trafikten düşünce", paylaşım savaşı başlamış. Tantan yönetimindeki polis trafiği kesme "eğiliminde"ymiş, bu yüzden polis boy hedefi olmuş. Son bir ayda polis bu yüzden 9 kurban vermiş. Yani İstanbul'da taranan polis otobüsünde can veren polis memurları, Şişli Emniyeti'ndeki "canlı bomba"nın kurbanları, hep bu işlerle ilişkili olabilir!
Akit, bu olmayacak bağlantıyı elbette saflığından kurmuyor.
Yine devam edelim. Akit, şöyle bir mekanizmayı tasvir ediyor bize: İçi boşaltılan bankaların patronlarından "Kibar Feyzo" diye bahsediliyor, Kibar Feyzo'lar karapara yıkıyorlar, ayrıca kargaşa çıktığında basını kullanarak " perdeleme ve hedef şaşırtma" yapmakla "görevli"ymiş bunlar. Okkan ve arkadaşları katledildikten hemen sonra "kartel" (yani suikastın Hizbullah'ın işi olduğunu ileri süren büyük gazeteler) bu görevi üstlenmiş.
Yani Akit'e göre, CIA ve MOSSAD'dan başlayan, uyuşturucu satıcılarının merkezde, karapara yıkayan bankacıların bunların yanıbaşında, basının da vitrinde yeraldığı bir çark sözkonusu. Şimdi göreceğiz ki, basının görevi sadece "vitrinde" de değil.
"Ayna" köşesinin yazarı Hasan Karakaya, Milliyet'ten Ruşen Çakır ile Sabah'tan Nuriye Akman'ın"tam suikast öncesi" Diyarbakır'a gidip Gaffar Okkan'la röportaj yapmalarında bir bit yeniği olduğunu iddia ediyor. Okkan, Türkiye ölçeğinde popüler bir isim değilmiş. Diyarbakır ölçeğinde çok sevilişi, popüler oluşu, bu iki gazetecinin ona gösterdiği "özel ilgi"yi izaha yetmezmiş. Akit yazarı Karakaya, "özel ilgi", "özel röportaj", "ilginç" gibi lafları tırnaklar içerisine alıp altlarını çiziyor.
Karakaya, gazetelerde yeralan, bizim de Medyakronik'te dalga geçtiğimiz, Irak'tan gelecek, ABD pasaportlu altı kişilik suikast timi haberini hatırlatıyor ve bu durumdan, "dış kaynaklı istihbarat" yoluyla haberdar olunduğunu ileri sürüyor. Ardından, inanması zor, ama şunları söylüyor:
İşte ben,
"Ruşen Çakır ve Nuriye Akman'ın, ya da onlara ‘özel röportaj' yapma görevi verenlerin, tam da bugünlerde Gaffar Okkan'a ‘özel ilgi' göstermelerini bu yüzden önemsiyorum."
"Burunları, acaba önceden mi ‘koku' aldı? Hemen her zaman ‘önceden haber alan' kartel gazeteleri, acaba yine önceden mi ulaştılar bu ‘dış kaynaklı' istihbarata..."
Akit yazarı Hasan Karakaya, "Ama hayır! Böyle bir bilgi alsalar, mutlaka uyarırlardı Gaffar Okkan'ı!.." diyerek aklınca ironi de yapıyor ve, "Hiç uyarırlar mıydı!" demeye getiriyor.
Biz söyleyecek söz bulamıyoruz. Akit'i sahiden "yüz akı" sayan "inananlar" var mıdır, bilemiyoruz, ama bu gazetenin yaptığının pek çok açıdan yüz karası olduğunu söylemek bir vicdan borcudur. En azından, Ruşen Çakır ve Nuriye Akman gibi iki değerli gazetecinin adının bu şekilde gaddarca, sevilen bir emniyet müdürünün öldürülmesi çapında bir olaya karıştırılması üstüne herhalde edebileceğimiz en hafif söz bu.
Ayrıca, Akit okuru "inananlar" veya bu gazetede çalışanlar arasından vicdan sahibi birilerinin çıkıp çıkmayacağını, gazeteye "yok artık, yapmayın bu kadarını da" diye itiraz eden olup olmayacağını da ilâveten merak ediyoruz.
Son olarak, şunu da aktaralım: Akit, Okkan ve beş polisi öldürenlerden ikisinin eşkalinin belirlendiğini, ayrıca üç ismin de "üzerinde durulduğunu" yazıyor. Verdiği isimler, fotoğrafları öteki gazetelerde, Okkan'ın daha önce basına dağıttığı Hizbullah eylemcileri arasında yeralan Haşim Alabalık, Nurullah Gülsever ve Abdülvahap Ekinci. Akit, bu kişilerin Hizbullah ile ilişkisi konusunda da elbette tek söz etmiyor.
Kendini günlük gazete olarak sunan bu yayını hazırlayanları hiç değilse bazen bazı tereddütlere sürükleyecek herhangi bir vicdanî, ahlâkî sınır var mıdır?