Aşkla Geçeriz Hâlden Hâle Takılmadan Ne Sûrete Ne Söze

Değiş-tokuş

Taha Kıvanç
Zaman Gazetesi

24 Eylül 1996

Eskisi kadar dörtbaşı mamuru yapılamıyor da ondan mı, yoksa okur olarak bizler mi kanıksadık, bilmiyorum; gazetelerin pazar günleri yayınladıkları mülakatlar artık fazla ses getirmiyor. Nuriye Akman'ın pazar günü Sabah'ta yayınlanan Turgut Yılmaz röportajı ise hemen dikkat çekti. Mesut Yılmaz'ın hafiften politikaya ilgi duyan kardeşi, "ANAP liderliğini düşünür müsünüz?" sorusuna, "Neden olmasın?" cevabini verince, mülakat Sabah'ta manşete tırmandı, oradan da öteki gazetelere taşındı.

Nuriye Akman iyi bir pazar konuşmacısı. Görüştüğü kişiler ve ele aldığı konularla ilgili kapsamlı ön araştırmalar yapıyor. Mülakat sırasında en ters soruları sormaktan, muhatabıyla münakaşaya girmekten çekinmiyor. Yıllardır bu isi sürdürdüğü ve konuklarına tavrı bilindiği halde, insanlar yine de onun karşısına oturmaktan çekinmiyorlar. Demek ki, zaman içerisinde kendine özgü bir saygınlık kazanmış Nuriye Akman.

(Turgut Yılmaz ile mülakatta bir küçük bilgi hatası bulunuyor. Mesut ve Turgut beylerin anneleri Güzide Yılmaz, merhum Samiha Ayverdi'nin manevi liderliğini yaptığı ve kamuoyunca 'Rifai' olarak bilinen bir grubun üyesi. Ancak grubun sisler ve bıçaklarla gösteri yapan ve kendilerini Ahmed Rufai'ye nisbet eden tarikat üyeleriyle bir ilgisi yok. Samiha Ayverdi'nin mürşidi Kenan Rifai'ydi. Ahmed Rufai ile Kenan Rifai arasında yaklaşık 900 yıllık bir zaman farkı var.)

Sabah'taki mülakatın en ilgi çekici yönü, ayni aksam televizyon haberlerine taşınan, ertesi gün gazetelerde haber ve yorum konusu olan "ANAP'a lider olabilirim" bolumuydu elbette. Mesut Yılmaz, kardeşinin hevesine, "Bu partide herkes genel başkanlığa aday olabilir" rahatlığı içinde cevap vermiş, ama aldırmazlığı bile o sözlerin ağırlığını hafifletmeye yetmiyor. Turgut Yılmaz'ın, ağabeyinin liderliğinden hoşnut olmadığını ANAP'ın kendi kamuoyu da öğrenmiş oldu böylece. Turgut Yılmaz, ANAP'ta merkez karar organına seçilmeden önce de, ANAP'ın iç işlerinde çok etkili bir isimdi. Parti teşkilatlarına müdahale ettiği, kongrelerde ipleri elinde tuttuğu biliniyordu. En kalabalık delegeye sahip İstanbul örgütü, uzun zamandır, Turgut Yılmaz'ın etkisini üzerinde hissediyordu. Kendisi, organizasyonunu da üstlendiği son kongreye İstanbul delegesi olarak katildi.

Gecen secimler öncesinde, DYP’li politikacılarla -özellikle Esat Kıratlıoğlu ile- giriştiği ağız dalaşı sırasında, birçok siyaset gözlemcisi ile birlikte ANAPlılar'ın aklından da, "Partinin başında Yılmaz Ailesi'nden Mesut olacağına Turgut olsa, isler daha farklı yürürdü" düşüncesinin geçtiğine şahsen tanığım ben. Daha çarpıcı ve etkili konuşabiliyor Turgut Yılmaz. Ağabeyinin hızlı konuşması için antrenörlüğe soyunduğu da duyulmuştu. Liderliğini daha rahat sürdürsün diye, Mesut Yılmaz'ın ihtiyacı olan mali desteği de o sağlıyor. En son, yengesi Berna Hanım'a son model ve pahalı bir otomobil satın almasıyla gazetelere haber oldu Turgut Yılmaz.

ANAP, "Türkiye'nin en çağdaş partisi" olmakla ovunur, ama nedense hanedan eğilimi en fazla bu parti içinde uç veriyor. Turgut Özal, eşi Semra Hanım'ın parti içinde etkin olma arzusuna göz yummuştu. Semra Özal önce İstanbul delegesi oldu, sonra İstanbul İl Başkanı. Şimdi de, Mesut Yılmaz'ın kardeşi aynı yoldan geçiyor. Bunu çok ilginç buluyorum.

Mesut Yılmaz’ın iktidardan hoşlanmadığı iyice anlaşılınca, muhalefette kalmayı hazmedemeyen ANAPlıların rahatsızlığı büyüyor. Şaka değil; iktidara alışmış, sekiz yıl boyunca ülkeyi idare etmiş bir parti beş yıldır muhalefette. Bir ara iktidarı ele geçirdi, ama dört ayda yeniden elinden kaçırdı. Şimdi de, iktidar olmaya hazır bir partinin lideri gibi davranmıyor Mesut Bey. Her zaman sert ve bükülmez değil, bazen esneklik de gösteriyor Mesut Bey. Söz gelimi, yakin zamana kadar Sabah gazetesine ve Sabah'ta çalışan meslektaşlarımıza kapalı tutuyordu kendini. Grubu akıl almaz iddialarla suçlamıştı da. Geçen hafta bir baktım, Fatih Çekirge ile görüşen Mesut Bey'in sözleri Sabah'ta manşet olmuş; ertesi gün de kardeşi ayni yeri işgal ediyor. Sabah'la barış çubuğu tüttüren Mesut Yılmaz, kendi eliyle partiye döndürdüğü muhafazakarlar konusunda ise giderek sertleşiyor. Refahyol Hükümeti'nin güven oylamasında, dört muhafazakar, güven oyunun sağlandığını anlayınca içeri girip oy kullanmışlardı. O günden beri, verdiği çok sayıda beyanatla, o dört milletvekilini parti dışına itme çabasında Mesut Bey. Herkes, "Başka partiden milletvekilleri bize gelsin de güçlenelim" diye düşünür, Mesut Yılmaz, "Gitsinler" derdinde. İktidar hevesi olan bir lider böyle mi yapar?

ANAP'ın ünlü isimlerinden, eski içişleri bakanı Abdülkadir Aksu, genel başkanın istiskaline daha fazla dayanamayıp istifasını verdi. Bir diğer muhafazakar milletvekili, gecen hafta, İstanbul'un unlu bir lokantasında topladığı sağduyusuna güvendiği dostları ile, "Ne yapayım?" istişaresinde bulundu. İki ANAPlı daha, partiden manen koptu, cismen de koptu kopacak. ANAP içindeki çalkantıların durması mümkün gözükmüyor. Kendisine siyasi kredi açan çevrelere, "Üç ayda bu iş biter" güvencesini veren Mesut Yılmaz, son zamanlarda hükümetin ömrü ile ilgili beklentisini biraz uzattı ve "Yılbaşında çöker" demeye başladı. Yılbaşından sonra da vâdeler uzayacaktır; çünkü, Mesut Yılmaz’ın başında bulunduğu ANAP, bu atıl ve aciz görüntüsünü sürdürdükçe, hükümete bir şey olmaz.

Turgut Yılmaz gölgeden çıkıp ipleri eline almaya hevesli göründüğüne göre, ANAPlılar kendi üzerlerine düşeni yerine getirmeli ve ne yapıp edip liderlik düzeyindeki değiş-tokuşu mutlaka gerçekleştirmeliler.

Turgut Yılmaz’ın üzerinde düşünmesi gereken bir soru var tabii: Allah daha fazlasını versin, muazzam servetinin kaynağı olan islerini Mesut Yılmaz üstlenirse durum ne olur?

Get Adobe Flash player